OĞUZ ATAY’IN DÜNYASI VE TEHLİKELİ OYUNLAR
12 Ekim 1934’te Kastamonu’nun İnebolu ilçesinde doğan Oğuz Atay’ın babası hukukçu Cemil Atay olup iki dönem CHP milletvekilliği yapmıştır. Annesi Muazzez Zeki Atay ise öğretmendir. Oğuz Atay, TED Ankara Koleji ve İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi’ni bitirmiştir. Bir dönem demiryollarında, vapur işletmelerinde ve bankada çalışan Atay’ın kısa süreli olan ve başarısızlıkla sonuçlanan bir ticari girişimi de olmuştur. 1960 yılında İstanbul Devlet Mimarlık Mühendislik Akademisi (şimdiki adı Yıldız Üniversitesi İnşaat Bölümü’nde öğretim üyeliği görevine başlayan ve 1975 yılında doçent olan Atay, Topoğrafya adlı mesleki bir kitap yazmıştır.

43 yıllık kısa ömrüne 7 kitap sığdıran Atay’ın yazıları Yeni Dergi ve Soyut gibi dergilerde yayımlanmıştır. Eylembilim adlı roman kitabı yarım kalmış olup ölümünden sonra yayımlanmıştır. Ayrıca Atay Türkiye’nin Ruhu adlı üç ciltlik bir çalışma tasarlamış ama ne yazık ki gerçekleştirememiştir.
Atay iki evlilik yapmıştır. İlk evliliği kendinden beş yaş büyük Fikriye Fatma Gürbüz iledir. Üç yıl evli kalırlar ve 1967’de boşanırlar. İlk evlilikten Özge adlı kızları olur. İkinci evliliğini Yeni Ortam sanat muhabiri Pakize Kutlu ile yapar. İlk eşi Fikriye Tehlikeli Oyunlar‘daki Sevgi ile, romandaki Bilge karakteri ise Atay’ın gerçek hayatındaki sevgilisi Sevin Seydi ile benzeştirilir. Atay, Tutunamayanlar ve Tehlikeli Oyunlar adlı romanlarını Sevin Seydi’ye ithaf etmiştir. Yaşadığı dönemde kitaplarına pek ilgi duyulmayan, değeri anlaşılamayan Atay, 13 Aralık 1977’de yakalandığı beyin tümörü hastalığından kurtulamayarak hayata veda eder.
1968 yılında yazmaya başlayıp 1970 yılında tamamladığı ilk romanı Tutunamayanlar ile 1970 TRT roman ödülünü (diğer 7 romanla birlikte) kazanmıştır. Bu başarıya rağmen romanın yayımlanması 1971-1972 yılında gerçekleşmiştir. Yayıncılar ya okuyup romanı uzun bulmuşlar ya da sonuna kadar okumadan reddetmişlerdir. En sonunda Sinan Yayınları kitabı iki cilt halinde yayımlamıştır.
Tutunmayanlar (1971-1972) Atay’ın başyapıtı kabul edilir. Romanda Turgut Özben, Selim Işık’ın intiharının ardından yaptığı sorgulamaları ve tutunamayan insan tiplerini işler. Bazı yazarlarca postmodern roman olarak kabul edilen kitapta yabancılaşma, modern yaşamın baskıları, küçük burjuvazi ve toplum eleştirisi işlenir.
İkinci kitabı Tehlikeli Oyunlar (1973) ise Tutunamayanlar‘ın devamı olarak kabul edilir ve postmodern anlatının daha hakim olduğu bir yapıt şeklinde değerlendirilir. Romanda Hikmet Benol karakteri üzerinden oyunlardan oluşan bir anlatı vardır. Modern bireyin kendisiyle hesaplaşması, kendini tanıma süreci, kimlik arayışı, varoluşsal bunalımı, mizahi ve ironik bir dille aktarılır.

Bir Bilim Adamı’nın Romanı (1975) Atay’ın aynı üniversiteden hocası Prof. Dr. Mustafa İnan’ın hayatını anlatır. Türkiye’de yayımlanan ilk biyografik romandır. Bilimsel düşünce, ahlak, emek ve insan olma tutumu üzerine bir yapıttır.
Oyunlarla Yaşayanlar (1973’te yazılmış, ölümünden sonra 1985’te yayımlanmıştır) tiyatro oyunu olup bir dönem devlet tiyatrolarında sergilenmiştir. Toplumsal roller, kimlikler ve bireyin iç çelişkileri sahne üzerinden anlatılır.
Korkuyu Beklerken (1975), öykü kitabıdır. Modern insanın yalnızlığı, paranoyası, iletişimsizliği, dramatik ve ironik bir üslupla anlatılır. Oğuz Atay okumaya başlangıç için en uygun kitap olduğu kanısında genel görüş söz konusudur.
Günlük (1976) Atay’ın iç dünyasına, yazarlık sürecine, hayal kırıklıklarına, hastalık dönemine ait tuttuğu günlüktür.
Eylembilim (1998) Atay’ın önce öykü kitabın olarak tasarlayıp sonra romana dönüştürdüğü ancak tamamlayamadığı ve yarım hali ölümünden sonra yayımlandığı kitabıdır.
II. Dünya Savaşı’ndan sonra edebiyat bireyin iç dünyasına yöneliyor ve postmodern anlatı gelişmeye başlıyor. Türkiye’de Yusuf Atılgan bu izleğin ilk temellerini atıyor. Oğuz Atay da bunu geliştiriyor. Türk edebiyatında serim, düğüm, çözüm şeklindeki klasik anlatının dışına çıkan yeni bir üslup geliştiren Atay’ın romanları biçimci yenilikler taşır. Postmodern romanlar kategorisinde değerlendirilen Atay’ın yapıtları; metinler arasılık, üst kurmaca, birden fazla sonuç, sonucun okurun yorumuna açık hale getirilmesi gibi özelliklerle bezelidir. Farklı bir dil geliştiren Atay romanlarında bilinç akışı tekniğini (insanın bilincinin akışını tüm doğallığıyla veren yöntem) bolca kullanır.
Atay batıdan çok etkileniyor. Özellikle James Joyce, Marcel Proust, Dostoyevski, Kierkegaard, Shakespeare, Kafka, Gonçarov, Oscar Wilde, Hegel, Gorki, Goethe, Cervantes yoğun olarak başvurduğu, düşünce dünyası ve yazarlık anlayışında ufuk açıcı yazarlar. Atay doğulu öğeleri de romanına koyuyor. Diğer ikilikler gibi doğu-batı diyalektiği de yazın dünyasında önemli bir yere sahip. Romanlarında gösterdiği diğer ikilikler ise aydın-toplum, birey-toplum, ruh-madde, yaşam-ölüm, sevgi-akıl. Atay, yerli edebiyatta ise Halit Ziya Uşaklıgil, Ahmet Hamdi Tanpınar Sabahattin Ali gibi yazarlardan etkilenmiştir.
Atay’ın romanlarında burjuva hayat eleştirisi, yalnızlık vurgusu ve korku duyguları hakimdir. Özellikle de burjuva bataklığına düşmekten duyulan korku işlenir. Karakterleri sürekli bir iç hesaplaşma ve eleştirel düşünce içindedir. Aydının toplum değerleriyle çatışan iç dünyası kolektif bilinç altını çok boyutlu bir dille verilir. Can sıkıntısı, anlam arayışı, toplumla uyuşamama gibi sorunlar yaşayan ve benliğini arayan bireyler hayata tutunamamakta ve bir tutamak aramaktadırlar. Tutamak sözcüğü Yusuf Atılgan’ın Aylak Adam romanındaki temel noktadır. Atay’ın yapıtlarında bireylerin tutunamama durumu ve tutamak arayışları ironik, parodik, mizahi, kara mizahi, trajik, iç burkan ve aynı zamanda güldüren biçimlerde verilir.

Tehlikeli Oyunlar, Tutunamayanlar romanının devamı gibi görülür. Aydının yabancılaşması, modern bireyin krizi, kimlik arayışı, varoluşsal bunalım her iki kitapta da temel konulardır. Ancak Tehlikeli Oyunlar daha içsel, daha bireysel bir metin olarak değerlendirilir. Atay, Tehlikeli Oyunlar‘ı yazarken Eric Berne’in Hayat Denen Oyun adlı kitabını okuyor ve oyun kavramıyla epey haşır neşir oluyor. Atay’ın kitabı Dostoyevski’nin Yeraltından Notlar ‘ı Shakespeare’in Hamlet ‘i ile birlikte okunarak daha iyi anlaşılabilecektir. Çünkü bu yapıtları ilgili kitaplardan etkilenmeler ve onlara göndermelerle doludur.
Tehlikeli Oyunlar‘ın ana teması ontolojiktir. Konunun geçtiği yer bireyin ruhunun derinlikleridir. Atay 20. Yüzyıl insanının kimlik ve benlik sorununu ön plana çıkarır. Romanın ana karakteri Hikmet Benol, burjuva hayatın insanı içine düşürdüğü bataklıktan (yani kötü oyunlardan) kaçarak gecekonduya gider ve oyunlara sığınarak kendine yeni bir dünya inşa etmeye çalışır. Eşi Sevgi’den boşanarak mevcut çevresinden de uzaklaşarak yeni çevresindeki karakterlerle oyunlar aracılığı ile oyunlar kurarak ilişkiye geçer. Ancak karakterlerin gerçekten var olduğu şüphelidir. Belki de bütün yaşamı kafasındaki oyunlardan oluşan bir kurmaca dünyasıdır. Romandaki karakterlerin isimleri simgesel anlamlar taşır ve benlikleri yansıtır. Hikmet; derin kavrayış, eşyanın, olayların özüne nüfuz etmek, doğruyu bile, iyi davranış anlamlarına gelir. Benol soyadı, Hikmet’in kendini bulma arayışını gösterir. Romanda önemli bir figür olan Albay Hüsamettin Tambay’a gelirsek Hüsamettin dinin kılıcı anlamı taşır. Tambay soyadı mutlak fikre hakim olduğunu çağrıştırır. Hikmet’in komşularından Nurhayat, hayatı aydınlatan ışık anlamına gelir. Bu üçlü ilişki Hıristiyanlıkta Baba-oğul-kutsal ruh üçlemesini akla getirir. Albay Hüsamettin, Tanrı, Hikmet, İsa Mesih, Komşuları Nurhayat ise Meryem ana konumundadır.

Toplum ve aile yaşamı, insan ilişkileri, insanın iç dünyası, bilinç akışı tekniğiyle anlatılır romanda. Topluma yönelik eleştiri de görülür ama temel sorunsal ontolojiktir. Bu anlayışta, bireyin varlığının özüyle hesaplaşmaktır aslolan, toplumsal sorunlara çözüm aramak değil. Kendisiyle hesaplaşma cesaretini gösteren, kendini açık ve dürüstçe yaşayan bireylerin sayısı çoğaldıkça toplum da o denli düzene kavuşur. İç hesaplaşma yaşayan ancak toplumsal olarak aktif olmayan Hikmet topluma yabancılaşmış olup, iç dünyasında ise çok devingendir. Hikmet toplumsal düzlemde Gonçarov’un Oblomov karakteri gibidir. Temel çatışma bireyin iç dünyası ile toplumun biçtiği roller arasındadır. Diğer çatışma ise bilinç ile eylem arasındadır. Hikmet düşünür ama eyleme geçmez. Atay, kendi sorunun çözmeden toplumsal sorunlara çözüm aramaya kalkan aydın görünümündeki kişileri ağır biçimde suçlar.
Hikmet öncelikle eski kimliğini terk eder. Eski kimliğinden “H” diye bahseder. O gerçekte yaşamamış, yaşıyor gibi yapmış, toplumun ona uygun gördüğü kimliği canlandırmıştır. İçinde bulunduğu durum Tolstoy’un yaşamının son yollarında sorduğu soruyu ve evden kaçarak yeni yaşam arayışını akla getirir. Tolstoy “acaba yaşadığım hayat doğru muydu?” sorusunu sorar kendine ve gerçek hayatta çevresinden kaçar, tıpkı Atay’ın kahramanı Hikmet gibi. Hikmet kendi isimlerinin sonuna bir rakam koyarak tanımlamalar ve açıklamalar getirir farklı durumlarına ve kişiliklerine. 7 adet Hikmet tasarlar. Hikmet’lerden her biri toplumun belli alanlardaki değerleri karşısına alır. Bireyin iç hesaplaşması bir anlamda da bu değerlerle hesaplaşmasıdır.
Benlik arayışında oyunlara sığınır Hikmet. Oyun hem kaçış hem de varoluş biçimidir. Kaçış metaforu romanda temel önemdedir. Gecekonduya kaçış ile başlayan ve yalnızlığa, iç dünyaya, oyunlara kaçışla devam eden kaçış meselesi romanın sonlarına doğru “Son Yemek” bölümünde de karşımıza çıkar. İsa’nın Son akşam yemeğine gönderme yapılan bölümde Şoför Tahsin bir anısından bahseder. Sokakta belki de haklı olduğu halde duvara doğru kaçan bir adamı anlatır. İnsan haklı olduğunu bile bile kaçar mı? sorusuna Hikmet’in verdiği yanıt manidardır: “Bu kadar haklı olduğu halde böylesine haksız görünmeye dayanamamıştır belki de. Böyle bir topluluğun içinde yaşayamadığını anladığı için kaçmaktan başka çare bulamamıştır.“ Hikmet oyunlar dünyasında yaşadığını söyler ve bu oyunları kabul etmez, kendi oyununu oynamak ister. Ayrıldığı karısı Sevgi’yi ve hatta evlilik kurumunu da bu oynamak isteyeceği oyunlara engel olarak görür. Hikmet, kadınlar için “ biz onları kafamızdaki oyunlara uydurmaya çalışırken onlar –kafaları olmadığı için- bizi hayata uydurmaya çalışıyorlar. Oysa bizim hayatla görülecek bir hesabımız vardır.”
Hayatın gerçek yüklerine katlanamadığı ve yoz yaşam biçimin simgeleyen küçük burjuvaziye eleştiriler yönleterek oyunlara sığınan Hikmet bu sayede benliğini bulabilmiş ve özgürleşmiş midir? İstediği yaşam biçimine ulaşabilmiş midir? Toplumsal sorunlar bireysel çözüm yaklaşımıyla çözülebilir mi? İnsanda fırtınalı duygular yaratan ve estetik haz veren Oğuz Atay’ın Tehlikleli Oyunlar‘ı yukarıdaki kadim soruları da gündeme getirmekte, kışkırtıcı ve sorgulayıcı bir düşünsel iklim ortamı sunmaktadır.
KAYNAKÇA
Yıldız Ecevit, Oğuz Atay’da Aydın Olgusu, Ara Yayıncılık, 1. Baskı, 1989, 110 sayfa.
Oğuz Atay, Tehlikeli Oyunlar, İletişim Yayınları, 5. Baskı, Aralık 1994, 479 sayfa.
Oğuz Atay, Günlük ve Eylembilim, İletişim Yayınları, 4. Baskı, Haziran 1995, 281 sayfa.