METROPOLİS’TE SINIF, TEKNOLOJİ VE YABANCILAŞMA

Fritz Lang’ın 1927 yılında çektiği Metropolis sinema tarihinin erken dönem bilim kurgu yapıtlarından biridir.Alman ekspresyonizimin zirvesi olarak kabul edilen bu sessiz filminde Lang, endüstriyel modernleşme, sınıf çatışması ve insan doğasını görsel şölen biçiminde sunar. Bu başyapıtın, Blade Runner, The Matrix ve Star Wars gibi pek çok çağdaş filmin görsel diline ilham verdiği kabul edilir.

İşçi sınıfı ve mülk sahipleri şeklinde ikiye bölünen distopik şehrin yukarısında dünyanın nimetlerinden fazlasıyla yararlanan zenginler, seçkinler yöneticiler;. aşağı şehirde ise makineleşmiş ve insan kimliğini yitirmiş işçiler, gün ışığından yoksun bir şekilde yaşar. İşçilerin bedenleri anonimleşmiş ve bireysellikleri sistematik olarak silinmiştir
İşçilerin hizmet ettiği devasa makine, Lang tarafından, kurban sunulan antik Tanrı “Moloch” olarak tasvir edilir. İşçilerin hayatlarının tüketilmesi antik Tanrıya kurban edilen çocukları çağrıştırır.
Yeraltında işçi, robot gibi çalışan ve makinenin dişlisi olan uzuvdur. İnsanlık dışı koşullarda çalıştırılan işçiler için yeraltı hem çalışma hem de barınma mekanıdır. Onlar yukarıya çıkamazlar, zaten orayı bilmezler.
Zenginlerin oğullarından Freder, bir gün tesadüfen yeraltı dünyasını keşfeder. Orada karşılaştığı ve etkilendiği Maria adlı bir kadın sayesinde sınıf ayrımının vahşetini fark eder. Freder’in yeraltını keşfi onun aşk hikayesi ve toplumsal uyanış ile buluşmasını sağlar.
Yukarıdakilerin zenginliği ve lüksü aşağıdakilerin köleliği üzerine kuruludur. İşçilerin isimleri bile yoktur. Lang, Weimar Almanya’sının (1919-1933) ekonomik kriz, hiperenflasyon ve sınıf çatışması atmosferini yansıtır. İşçiler, Charlie Chaplin’in Modern Zamanlar (1936) filminde olduğu gibi adeta bir hayvan sürüsü gibi fabrikaya girerler, ritmik hareketlerle çalışırlar. Aynı Modern Zamanlar’da da olduğu gibi fabrikadaki işçilerin yöneticiler tarafından monitörlerle gözetlenmesi de bu konudaki öngörünün sessiz sinema dönemine kadar gittiğini gösteriyor.
Devasa fabrikadaki kitlesel üretim, rutin tekrarlar, bant sistemi Taylorizm ve Fordizimin erken eleştirisi olarak karşımıza çıkar.
Maria’nın robot versiyonu sinema tarihinin ilk karakterlerinden biridir. Gerçek Maria umut, sevgi ve şefkat doluyken Robot Maria, kaos, baştan çıkarma, kışkırtma ve yıkımı simgeler.

Gerçek Maria işçilere sınıf bilinci aşılar, devrimci potansiyeli uyandırır. Robot Maria burjuvazinin ajanı olarak bu bilinci bozar, isyanı yıkıcı ve amaçsız kılar. Egemen güç hakikatin yerine onun simülasyonunu koyarak kitleleri yönlendirir. Ferder ise sınıf uzlaşmasının ideolojik aracı olur. Filmin merkezinde yer alan, eller ile beyin arasındaki arasındaki arabulucu kalp olmalıdır önermesi sınıflar üstü uzlaşma yanılsamasını yaratır. Freder’in kalp rolü sınıflar arasında bir uzlaşma önerir fakat bu model sınıf çatışmasını ortadan kaldırmaz. Sistemin yapısal olarak sorgulanmasını önler. Çözüm bireysel etik düzeye indirgenir.
Keskin gölgeler, dramatik ışık-gölge oyunlar, devasa set tasarımları ve abartılı oyunculukla iç dünydaki huzursuzluk dışarıya yansıtılır. Aynalar yardımıyla küçük maketlerin devasa setlermiş gibi gösterilen dönemi için parlak buluşlardır. Filmde, döneminin çok ötesinde çoklu pozlama, minyatür modeller gibi özel efekler kullanılır
Filmde çarmıha gerilme sahneleri, katedral, babil kulesi referansları ve kalp teması gibi pek çok Hristiyan alegorisi görülür. Kurtarıcı ve şefkatli Maria, Meryem Ana’yı çağrıştırır. Freder, mesih ve arabulucu konumundadır. Kalbi temsil eden Freder yukardakiler ile aşağıdakiler arasında vicdan temelli bir uzlaşmayla sorunların çözülebileceğini ima eder. Bu açıdan günümüzdeki sosyal diyalog vb gibi sınıf uzlaşmacı anlayışların haberciliğini üstlenir.
Filmin finalinde katedralin önünde gerçekleşen el sıkışma sahnesi bu anlayışı güzel sembolize eder. İşçilerin kabagücünü temsil eden Grot ile fabrikanın sahibi/yöneticisi Joh Ferdersen, Freder’in duygusal ve ahlaki arabuluculuğu sayesinde bir araya gelirler. Böylece anlaşma sağlanmıştır. Sömürü insancıl bir kılıfla sürdürülecek, mevcut düzen korunmuş olacaktır. Hem radikal bir kapitalizm eleştirisi sunan hem de bu eleştiryi uzlaşmacı bir çözümle yumuşatan filmin final sahnesi haklı olarak fazla iyimser ve reformist bulunmuş ve epeyce tartışılmıştır.
Metropolis’in sunduğu çözüm sınıf çelişkilerini ortadan kaldırmak yerine onları ahkaki bir uzlaşıya indirger. Oysa film boyunca görünür haldeki yabancılaşma bireysel değil yapısal bir sorundur. Film, insanın makineye dönüşümünü ve sınıf karşıtlığını çarpıcı biçimde ifşa eder ancak bu karanlığı yıkmak yerine yumuşatma önerisinde bulunur. Bu yüzden film, yabancılaşmayı etkili bir şekilde gösterir ama onu aşma yollarını es geçer.