JAVİER MARİAS’IN KARASEVDALILAR ROMANINDA AŞK, İDEOLOJİ VE ETİK SUSKUNLUK

20 Eylül 1951 tarihinde Madrid’de doğan Javier Marias (195 1-2022) romancı, çevirmen ve köşe yazarı kimlikleriyle tanınır. Eserleri 40’tan fazla dile çevrilmiş ve dünya çapında milyonlarca okura ulaşmıştır. Beş erkek kardeşten dördüncüsü olan Marias’ın babası ünlü filozof ve akademisyen Julian Marias, annesi ise yazar Dolores Franco Manera’dır. Babasının Franco rejimi karşıtı görüşleri nedeniyle sürgüne maruz kalmasıyla çocukluğunun büyük bölümü ABD’de geçmiştir. Baba Marias, Franco rejimi tarafından üniversiteden uzaklaştırılmıştı. Bu yüzden Javier Marias’ın çocukluğuna sürgün, suskunluk ve dolaylı konuşma kültürü nüfuz etmiş ve bu romanlarına da etki etmiştir. Javier, Madrid Complutence Üniversite’sinde İngiliz Filolojisi ve felsefe eğitimi almıştır. İlk hikayesini 14, ilk romanı Kurt Mıntıkası’nı ise 17 yaşındayken kaleme almıştır. Oxford, Venedik ve Madrid Üniversitelerinde dersler veren Maria; Laurence Sterne, Thomas Hardy, Shakespeare ve Viladimir Nobakov başta olmak üzere pek çok yazarın eserlerini İngilizceden İspanyolcaya çevirmiştir. Sterne, Skakespeare, Faulkner ve Conrad’dan etkilenmiştir. Marias’ın 1986’dan sonra yazdığı pek çok romanda ana karakterler çevirmendir. Romanlardaki ana temaları; ihanet ve sırlar, bellek, vicdan, suskunluk, belirsizlik, gerçeklik, adalet, etik ve insanların birbirini ne kadar tanıdığı ve gerçeğin ne kadarının anlatılabildiği üzerine felsefi soyutlamalar oluşturur Romanlarında olaydan çok düşünceler hakimdir. Anlatıcı çoğu zaman tereddüt eden, geciken, susan ve pasif biridir. Hakikat hiçbir zaman tam olarak açığa çıkmaz. Geçmişin bugün üzerindeki etkileri hep gündemdedir. Javier Marias, 1997 yılından beri Karayipler’deki ıssız Redondo adasının sembolik kralı unvanını da taşımaktadır.
Marias’ın başlıca eserleri; Kurdun Toprakları, Yüzyıl, Bütün Ruhlar, Beyaz Kalp, Zamanın Kara Sırtı, Yarın Savaşta Beni Düşün, Yarınki Yüzün üçlemesi (Ateş ve Mızrak, Dans ve Rüya, Zehir, Gölge, Veda), Karsevdalılar, Aşıklar, Acı Bir Başlangıç, Berta Isla ve Thomas Nevinson şeklinde sıralanabilir.
Karasevdalılar (Los enamoramientos) romanı, Marias’ın en soğuk ve acımasız romanlarından biridir. Aşkı yüceltmez, aksine ahlaki bir körlük, yanılsama ve hatta bazen bir suç ortaklığı olarak düşünmeye yönlendirir. Roman, bir kafede her sabah gördüğü Miguel Desvern ve Luisa çiftini uzaktan hayranlıkla izleyen anlatıcı Maria Dolz’un gözünden başlar. Dolz bu çiftle tanışamaya, yakınlık kurmaya yeltenmez. Sadece onları izlemekle yetinir. Dolz’un bakış açısıyla bu çift son derece mutludur. Yeryüzünde gerçek sevginin bulunma ihtimalini gösterir. Dolz, eğer çiftle yakınlaşırsa belki de kafasında yarattığı bu ideal tablonun bozulma ihtimalinden çekinir. Belki de hayal kırıklıkları ve travmalarla dolu, mutsuz ilişkiler yaşamıştır. İdeal ve sahici sevgiden umudu kesmiştir. Ve bu büyünün bozulmasını istememektedir.
Ancak bu mükemmel tablo, Maria Dolz’un, Miguel’in bir cinayete kurban gittiğini bir gazete haberinden öğrendiğinde dağılır. Dolz ölen adamın karısı Luisa ile tanışma fırsatı yaratır. Daha sonra da Miguel’in yakın arkadaşı Javier Diaz- Varela ile yolları kesişir. Dolz, cinayetin Javier tarafından işlendiğini kafasında kurar. Cinayet nedeni için de bir senaryo üretir. Miguel’in amansız bir hastalık nedeniyle ölümün eşiğinde olduğunu ve bu yüzden en yakın arkadaşı Javier Diaz’dan kendini öldürtmesi ve öldükten sonra da karısı Lucia’ya sahip çıkmasını söyler. Bu senaryo gerçekliğe mi aittir? yoksa Dolz’un kafasındaki kurmaca mıdır? bunu bilemeyiz. Ama cinayetten sonra Miguel ile Javier Diaz Varela evlenirler. Dolz cinayete ayrıntılarıyla hakim olmasına rağmen (gerçek veya kurgu) suskun kalır. Ölülerin hatırasının ne kadar sevilirlerse sevilsinler yaşayanlar için bir yük oluşturabileceği hissettirilir.
Maria gerçeği söylemeli ve Luisa’nın yeniden bulduğu mutluluğu yok mu etmelidir? Yoksa bir katilin, kurbanının karısıyla mutlu bir son yaşamasına seyirci mi kalmalıdır? Acaba Javier cinayeti arkadaşına yardımcı olmak için mi işletmiştir? yoksa Luisa’ya olan tutkusu mu ağır basmıştır? Bunlar hep muğlak kalan noktalardır. Marias’ın amacının klasik bir cinayet düğümü üzerine kafa yordurmak değil, etik ve vicdan, adalet konularında sorgulamalar gündeme getirmek olduğunu düşünüyorum. Kritik soru; ölüler yaşayanların hayatını yönetmeye devam etmeli midir? Marias gerçeğin bazen ağır ve kullanışsız olduğuna ve insanların yalan bir mutluluğu gerçeğe tercih ettiklerine vurgu yapar. Dolz’un suskunluğunu ve pragmatik rasyonelliğini de merhamet ile ahlaki çöküş arasındaki ikileme bağlar ve yorumu okuruna bırakır.
Javier Marias, Karsevdalılar (orijinal adı: Aşık Olmalar) romanında aşkı kutsal bir duygu olmaktan çıkarıp burjuva ahlakının suçları örtmekte kullandığı bir paravana dönüştürür. Maria Dolz’un finaldeki sessizliği vicdani veya etik bir çöküş değil, hayatın konforunu ve düzenini sürdürmeye yönelik rasyonel bir tercihtir. Belki biraz da sorumluluk almaktan ve olası üzücü durumlardan kaçıştır. Hakikat işlevsel değilse eğer, işlevsel olan ve düzeni bozmayacak yalan tercih edilebilir anlayışı tartışmaya ve sorgulamaya açılmıştır. Cinayet, sevgi ve uyum gerekçesi ile korunur. Suskunluk bireysel bir zaaf değil, kültürel olarak içselleştirilmiş bir tercihtir. Bu bağlamda roman, burjuva toplumunda en tehlikeli suçların çoğu zaman şiddetle değil, incelikle, zorla değil, rızayla sürdürüldüğünü gösterir. Aşk, adaletin karşısına geçtiğinde masumiyetini yitirir ve suçun en güvenli sığınağına dönüşür.