KARİKATÜRÜN DİLİ (8): EŞEĞE TERS BİNMEK
Karikatürün metaforlar aracılığı ile kurduğu iletişimi örneklerle anlatmaya çalıştığımız dizimizde mizahın kendisini ele almamak olmazdı. Ama isterseniz önce mizah nedir sorusu ile başlayalım. Mizah, zekanın sahne aldığı bir tiyatroda, yaşanan gerçekliğe farklı bir açıyla bakabilen, sorgularken gülümseten, gülümsetirken düşündüren bir anlatım biçimidir. Keskin ve yarası gülme olan bir bıçağa da benzetebiliriz. Her seferinde tam on ikiden vuran bir oktur mizah. İroni, alay, şaka, fıkra, taşlama, hiciv, absürtlük, kara mizah, parodi, iğneleme gibi çok sayıda alt türü var mizahın. Mizahın var olması, en az ikinci bir kişinin bulunmasını gerektiriyor. Bu da onun aslında bir iletişim aracı olduğunu da gösteriyor. Mizahın doğrudan ifade edilemeyen gerçekleri dillendirilme gibi çok kullanışlı bir gücü bulunuyor. Ötekinin başına gelenle rahatlamayı mizaha borçluyuz. Karikatür de mizahın en güçlü araçlarından biri. Özellikle portre karikatürle kişinin en tipik özellikleri abartılarak gösterilir, saklamaya çalıştığı her şey meydana dökülür. İç ya da dış bükey aynalar da benzer etkiler oluştururlar. Sonuca gülerek yanıt veririz. Mizahın olmazsa olmazı çelişkiler, zıtlıklar tersliklerdir. Olması beklenenin ya da gerekenin olmaması ya da tersinin ortaya çıkması şaşırtıcıdır ve mizah bu şaşkınlık anını yakalar. Bu an aynı zamanda mesajın verildiği noktadır. Metaforlar mesaj iletiminde yararlanılan en temel unsurlar. Metaforların kullanımında da yukarıda sözünü ettiğimiz çelişkilerin bulunması zorunlu. Yazı dizimizde metafor örneklerinden yola çıkarak karikatürün dilini anlamaya çalışıyoruz. Bu yazımızın konusu mizah.


Şimdi sorumuzu soralım: karikatürcü mizahı neyle sembolize eder? Mizah, evrensel bir sanat uğraşı olarak, karikatürde gülen maske (Thalia), palyaço, Şarlo‘nun bastonu ve şapkası ya da Don Kişot ile temsil edilir. Bunlar mizahı sadece bir nesne olarak değil, bir durum ve kimlik olarak temsil eden en güçlü sembollerdir. Bu figürler kendi içlerinde bir hikâye, bir çelişki ve bir “bakış açısı” barındırırlar. Kafasındaki çıngıraklı şapkası ve asasıyla soytarı, mizahın dokunulmazlığını simgeler. Bizim de içinde bulunduğumuz geniş bir coğrafyada ise Nasrettin Hoca ile Karagöz Hacivat tiplemeleri doğrudan mizahı çağrıştırır. Gölge oyununun en temel iki figürü olan Karagöz ile Hacivat, mizahın çatışmadan doğan yapısını sembolize eder. Okumuş/bilgiç (Hacivat) ile halkın sesi/saf ama kurnaz (Karagöz) arasındaki dilsel yanlış anlaşılmalar, mizahın “iletişim kazalarından” beslendiğini gösterir.

Karagöz Hacivat bu özellikleri nedeniyle ilk dönem Türk Karikatüründe çok yoğun olarak kullanılmış ve ikilinin konuşmaları üzerinden bir mesaj oluşturulmuştur. Karagöz adındaki mizah dergisi en uzun soluklu yayınlardan biri olmuştur. Nasrettin Hoca ve ters bindiği eşeği ise mizah için paha biçilmez bir metafor aracıdır. Dünyaya herkesin baktığı yönden değil, tam tersi yönden bakmayı temsil eder. Bu sadece bir sakarlık değil; “Gittiğim yönü değil, geldiğim yeri ve arkamda bıraktıklarımı da görüyorum” diyen bir felsefi duruştur.


Mizahla ilgili metaforlar arasında iğne/çuvaldız ile kaktüsü saymak da gerek. Eşeğine ters binen hoca Nasrettin Hoca önemli bir uluslararası yarışma olan Akşehir Nasrettin Hoca Yarışmalarının, kaktüs ise Türk Karikatürcüler Derneğinin logosu olmuştur. Yazının ilerleyen bölümlerinde bu iki unsuru bir araya getiren hoş bir örneği de göreceksiniz.

Mizahı temsil eden Nasrettin Hoca’nın aynı zamanda bir barışsever olması kaçınılmazdır. İlk örneğimiz bu özelliğine güzel bir vurgu yapıyor. Karikatürde karşısındakilere barıştan söz eden ve bunu ağzında zeytin dalı olan bir güvercin resmi ile aktaran Hoca, ak sakalı ve koca kavuğu ile çizilmiş. Hocanın karşısında, toplumun üç büyük erki olanı sermaye, asker ve din kurumunu temsilen kişiler görüyoruz. Önlerindeki kağıtlara Hoca’ya bakarak çizimler yapıyorlar. Ne yazık ki onların barıştan anladıkları bambaşka şeyler. Sermayedarın çiziminde güvercinin kanatları bir para demetini uçuruyor. Asker, kanatları bir bombaya takmış. Din adamı ise onu şeytanlaştıran bir ok eklemiş güvercinin kuyruğuna.

Mizahın gerçeği gün ışığına çıkaran, Kral çıplak diyen gücü güçlünün, zalimin korkusudur hep. O yüzden sansür, yasak hatta hapis karikatürcünün peşini bırakmamıştır. Mizah savaşı, kılıcı, kötülüğü kalemiyle alt eder. Bu nedenle Romen sanatçı Victor Timoc, Nasrettin Hoca’yı, savaş tanrısı Mars’ı, gücünün tadını çıkardığı bir heykel kaidesinin tepesinden kalemiyle al aşağı ederken çizmiştir. Kalemiyle dokunuşu Marsı gülmekten kırmış, sol elindeki kılıcı bir tarafa sol elindeki kalkanı başka bir tarafa savrulmaktadır. Büyük olasılık, bu haldeyken ne kadar madara olduğunun farkında bile değil. Hoca ile eşeği ise işini ne kadar da ciddi yapıyorlar.

İranlı çizer Ali Divandari aynı duyguları bir başka anlatımla vermiş. Hoca, gücü ve kötülüğü temsil eden dev bir ejderhayla mücadele etmekte. Mizah üreten kalemi asılı Hoca’nın boynunda. Koca ejderhayı dilinden yakalayıp susturmayı başarmış. Şaha kalkmış eşeği adeta zaferini kutluyor. İran karikatürde dünyaca ünlü çizerlere sahip. Sembol kullanımında çok başarılılar.

Mizahın korkulan bir güç olduğundan söz etmiştik. Çoğu iktidar bu nedenle baskılar durur mizahı. Gülmenin bile hoş olmadığını dillendiren iktidarlara rastlanır. Balkanlardan bir çizer Popovic Milorad mizah korkusunu bir karikatürle bakın nasıl anlatıyor? Ortada mizahı temsil eden Nasrettin Hoca ve eşeği anıtsal bir heykel kaidesindeler. Ne var ki heykelin çevresi silahlı askerlerden oluşan bir kordonu ile sarılmış durumda. Belli ki onun toplumla teması istenmiyor.

Bir başka usta çizer, Tan Oral’dan bir örnekle devam edelim. Oral’ın kendine özgü yalın çizgileriyle, eşeği üzerindeki Hoca’nın, kocaman bir kovuğu var. Kovuk yine yalın çizgilerle gülen bir yüze dönüvermiş. Bir anlamda zeka küpü gibi. Esprilerle dolu bir küp. Gülen, ama Hoca’nın ifadesinden de anlaşıldığı gibi, düşündüren.

Mısırlı çizer Wesam Khalil de farklı düşünmüyor. Yaşamın gerçekleri neşe ve mizahı hep geriye, aşağıya doğru çeker. Yokuştaki bir küreye benzer bu durum. Bırakılsa yuvarlanıp gidecektir. Neyse ki Hoca ile eşeği bir engeldir bu duruma. Hoca eşeğinde ters oturuyor olsa da destek olur neşeye mizaha. Onu yuvarlanıp gitmekten korur.

Hırvat sanatçı Ivan Haramija’nın bir çalışmasında Hoca bir psikiyatri muayenesindedir. Ancak hasta yatağı yerine eşeğinin sırtında uzanmaktadır. Keskin zekası, sağduyusu ve bilgeliğiyle bilinen Hoca’nın bir psikiyatriste gitmesi ilk bakışta bizi şaşırtıyor elbette. Hoca psikiyatriste gitmişse, bu muhtemelen kendi zihniyle ilgili bir sorundan değil, etrafındaki dünyanın akıl tutulmasına karşı duyduğu bir şaşkınlıktan dolayı olmalıdır. Aslında onun bir psikiyatriste gitmesi, başlı başına bir Nasrettin Hoca fıkrası gibidir. Doktor ona “Sorununuz nedir?” diye sorduğunda, Hoca muhtemelen öyle bir cevap verir ki, seans sonunda koltuğa psikiyatristin kendisi uzanmak zorunda kalır.

Nasrettin Hoca, fıkralarında verdiği yanıtlarla karşısındakileri şaşırtır, beklenmedik yanıtlarla kendine hayran bırakır. Yanıtlarında saklı felsefi düşünceler şapka çıkartılacak cinstendir. Bu özellikler mizahın temel özellikleridir. Arşivimden aldığım ancak çizerine ulaşamadığım bu karikatür mizahın bu özelliklerini hoca metaforu üzerinden çok güzel bir şekilde aktarır. İlk karede Hoca ile eşeği karşılarındaki figürün devasa kasları yanında Hoca, kendi cübbesi ve kavuğuyla oldukça ufak ve “zayıf” kalmış görünüyor. Bakışlarında bir yabancılaşma var. Eşeğin bakışları da buna paralel ve kulakları düşmüş vaziyette. Ancak ikinci karede her şey tersine dönüyor. Kavuğunu çıkarıp kelini ortaya koyan hoca kaslı adamın bütün büyüsünü bozmuştur. Hoca ve eşeği bu kez kazandığı zaferin tadını çıkarmaktadır. Hoca bir bakıma aklıyla kas gücünü alt etmiştir. Keyif içinde gülmekte olan eşeğinin kulakları bu kez gururla dik durmaktadır.
Yazımıza bir hoca fıkrası eklemek sanırım bir vefa borcu. Eşeği ile kasabaya alışverişe giden Nasreddin Hoca; kitap, elma, limon gibi birçok ağır şey almış. Aldıklarını kocaman bir çuvala yerleştirmiş. Çuvalı da sırtına alıp eşeğine binmiş. Yolda giderken Hoca’yı gören köylüler: “Ey Hoca, çuvalı niye kendi sırtına aldın?” diye sormuşlar. Hoca: “Ne yapayım? Zavallı hayvan zaten beni taşıyor, çuvalı da ona taşıtmaya gönlüm razı olmadı” demiş. Benim de okuyucunun sabrını zorlamaya gönlüm razı olmadı. Örneklerin sonu yok, uzun yazılara da çoğu kişinin sabrı yetmiyor. En iyisi yazıyı burada noktalayalım. Bir başka metaforda buluşmak üzere.