KARİKATÜRÜN DİLİ (11): MASAL METAFORLARI

Masallar, rüyaların, hayallerin, öykülerin ve mitlerin yakın akrabasıdır. Hem olmasını istediklerimizin hem de olan biteni anlatmanın güzel bir aracıdırlar. Yazı dizimizin konusu olan metaforlar açısından da çok elverişli bir iletişim gücüne sahiptirler. Böyle olunca da kendilerine karikatür dünyasında sıklıkla yer bulurlar. Her masalın aktardığı asli ve yan mesajlar çizerlerin metafor dünyasını zenginleştirirler.
Bu yazımızda yine farklı çizerlerden seçtiğimiz ve masal dünyasının imgelerini kullanan karikatür örneklerine yer vereceğiz. Önce Turhan Selçuk ustadan bir kaplumbağa ile tavşan hikâyesi yorumu. Kaplumbağa ile Tavşan dünya edebiyatının en köklü ve en bilinen fabllarından biri. Ezop’a ait olan bu kadim hikâye, yeteneğe güvenip kibirlenmek ile azimle çalışmak arasındaki derin farkı anlatır. Teklif edilen yarışı sabrı, disiplini ve sürekliliği ile kaplumbağa kazanır. Kibri ile kendi yeteneğine duyduğu aşırı ve körü körüne güveni ise tavşanın yenilgi nedeni olur. Masal “Ağır ve kararlı adımlarla ilerleyen, yarışı kazanır.” mesajını verir. Çizer bu metaforu elbette bizi şaşırtacak bir yaratıcılıkla kullanmak ister. Selçuk’tan seçtiğim iki karikatürden ilkinde dünyanın gelir dağılımı ve refah açısından birbirine zıt iki yarımküresi bu öyküye konu edinilmiş. Üstte hızla koşmakta olan ve tavşana benzetilen kuzey yarım küreyi görüyoruz. Üstelik öykücü Esop’un kazananı olan kaplumbağa görünümünde bir tavşan bu. Altta yer alan güney yarım kürede ise tepetaklak gelmiş bir kaplumbağanın çaresizliği yer alıyor. Kaplumbağalar bu halde ölümle baş başa kalırlar. Aykırı örnekler olsa da Afrika ve kimi Latin Amerika ülkeleri dünya ekonomik düzenindeki yarışlarında, adil bir yarış olsa idi öyküdekine benzer bir sonuç alabilecek iken, kuzeyin kurnazlığı ve fırsatçılığının zaferine teslim oluyor.

İkinci örnekte ise kaplumbağalarla yarışan tavşanın yine bir kaplumbağa görünümüne bürünerek yarışı alma peşinde olduğunu görüyoruz. Acaba bu tavşan öyküyü biliyor muydu? Görünümü kazanmasına yetecek mi? Zihniyetini değiştirmemiş ise yarışı kazanma şansı olabilir mi? Karikatür adeta Sokratik bir sorgulamaya itiyor bizleri.

Hazır masalcı Ezop’u anmışken karga ile tilkinin öyküsüne uzanalım. Yüzyıllardır dilden dile aktarılan bu klasik masal, aslında boş övgülere kananların uğrayacağı zararları ve dalkavukluğun tehlikesini anlatır. Öyküyü bilmeyen yoktur. Bir ağaçta, çaldığı kocaman peynir tekerini afiyetle yemeyi bekleyen kargayı gören kurnaz tilki kargayı iltifata boğar ve güzel sesini duymak istediğini söyler. Hayatında hiç böyle övgüler duymayan karga, gururundan adeta sarhoş olur ve sesinin ne kadar güzel olduğunu tilkiye kanıtlamak için ağzını kocaman açar. Karga ağzını açar açmaz, o koca peynir tekerleği gagasından düşüp aşağıya yuvarlanır. Peyniri tek lokmada yutan tilki, ağaçta mahzun ve pişman bir şekilde kalan kargaya dönüp ders niteliğindeki o ünlü sözleri söyler:“Aziz dostum, kulağına küpe olsun: Her dalkavuk, kendisini dinleyenin sırtından geçinir. Bu peynir, eminim sana verdiğim bu derse fazlasıyla değmiştir.”Karga yaptığı hatayı, boş övgülere nasıl kandığını anlamış ama iş işten geçmiştir.
Tilkinin kurnazlığı Turhan Selçuk bir karikatüründe toplumsal bir hastalığı ifade etmek için ustaca dönüştürülmüş. Tüm tilkilerin niyeti aynı kurnazlıkla karganın ağzındaki peyniri kapmak. Emek vermeden başkasına ait olanı çalmak. Karganın lokmasında gözü olan tilkileri bir orkestra olarak çizen Muhammet Şengöz de aynı temayı işlemiş. Kargaya bir şarkı söyletmenin güzel bir yolunu bulmuş (altta sağda):


Kıbrıslı çizer Serhan M.Gazioğlu da karga ile tilki masalına gönderme yapıyor (solda). Çizer karganın ağzına peynir yerine bir atom bombası yerleştirmiş. Kurnazlıkla elde edilenin her zaman kazanç getirmeyebileceğini düşündüren bir kurmaca.
İzel Rozental Türkiye’nin en özgün ve çok yönlü mizah sanatçılarından biridir. Karikatürist kimliğinin yanı sıra yazar, yayıncı ve endüstri ürünleri tasarımcısı olarak da tanınır. Özellikle Şalom gazetesinde uzun yıllardır çizdiği siyasi ve sosyal içerikli karikatürleriyle, Türkiye karikatür sanatında kendine has ironik bir ekol yaratmıştır. Karikatürleri Fransa, ABD, İsrail gibi birçok ülkede sergilendi ve yayımlandı. Karikatürün evrensel dilini kullanarak Türkiye dışındaki mizah çevrelerinde de saygın bir yer edindi. Karikatüristlerin ifade özgürlüğünü savunan uluslararası Cartooning for Peace (Barış için Karikatür) oluşumunun aktif üyelerinden biridir. İzel Rozental yüksek perdeden bağırmak yerine, ince bir zekayla okuyucuyu tebessüm ettirirken düşündürmeyi hedefler. Siyasetin sert köşelerini, gündelik hayatın absürtlüklerini ve azınlık toplumunun kültürel zenginliğini çizgilerine büyük bir zarafetle taşır.
Paylaştığımız örnekte Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler masalı metafor olarak kullanılmış. Karikatür toplumsal algılar, kültürel kodlar ve değişim üzerine çok katmanlı, mizahi ve bir o kadar da düşündürücü bir eleştiri sunuyor. Karikatürün merkezinde, hepimizin hafızasına kazınmış olan Disney usulü Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler sahnesi yer alıyor. Ancak burada “Pamuk” Prenses, bildiğimiz beyaz teniyle değil, siyahi bir ten rengiyle karşımıza çıkıyor. Aşağıdaki boyacı figürü ise elindeki fırça ve boya tenekesiyle az önce bu panoya tırmanıp karakterin tenini siyaha boyadığını açıkça gösteriyor. Boyacının yüzündeki hınzır ve muzaffer gülümseme, bu eylemi bilinçli bir “müdahale” veya bir tür protesto olarak gerçekleştirdiğini ele veriyor.

Son yıllarda küresel kültür endüstrisinde klasik masal kahramanlarının etnik kökenlerinin, toplumsal cinsiyet rollerinin veya ten renklerinin “çeşitlilik” ve kapsayıcılık adına değiştirilmesi dalgasına şahit oluyoruz. Karikatür, bu modern akıma çok net bir gönderme yapıyor. Rozental, bu dönüşümün her zaman organik bir toplumsal kabulle değil, bazen tepeden inme, adeta “bir boyacının panoyu aceleyle boyaması gibi” yapay veya zorlama bir biçimde tarihe monte edilişini mizahi bir dille eleştiriyor olsa gerek.
Masalın Türkçe adındaki ironi de burada devreye giriyor. Orijinal masalda karakter “teni kar gibi beyaz” olduğu için Snow White (Pamuk Prenses) adını almıştır. Boyacının fırça darbesiyle ten rengi değiştiğinde, ismin altındaki ontolojik zemin sarsıntıya uğrar. Karikatür, biçim ile öz, isim ile nesne arasındaki bu çelişkiyi ve kavramların içinin nasıl boşalabileceğini harika bir şekilde gösteriyor.Dikkat çekici bir diğer detay ise yedi cücelerin yüz ifadeleri. Tepelerinde değişen bu duruma kayıtsız olağan tavırlarını sürdürüyorlar. Bu yönleri ile prenseslerinin rengine değil ona özüne gönülden bağlı olduklarını gösteriyorlar.
Pinokyo (Asıl adıyla Pinokyo’nun Maceraları – Bir Kuklanın Hikayesi), İtalyan yazar ve gazeteci Carlo Collodi‘ye aittir. İlk olarak 1881 yılında İtalya’da bir çocuk dergisinde Giornale per i bambini adıyla yayınlanmaya başlanmış, gördüğü büyük ilgi üzerine 1883 yılında bir kitap olarak basılmıştır. Bildiğimiz yumuşatılmış Disney uyarlamalarının aksine, Collodi’nin orijinal kitabı oldukça didaktik ve yer yer karanlık ögeler içerir. Örneğin özgün yayınlarının sonunda Pinokyo, yaptığı hatalar yüzünden bir ağaca asılarak cezalandırılıyordu. Ancak okuyucuların ve editörün yoğun talebi üzerine Collodi hikayeye devam etmiş ve Kukla’yı mavi saçlı peri aracılığıyla kurtararak ona bildiğimiz mutlu sonu yazmıştır. Collodi bu eseri sadece çocuklar için değil, aynı zamanda o dönem yeni birleşmiş olan İtalya’nın eğitim sistemini, adalet mekanizmasını ve toplumsal yapısını taşlamak için bir allegori olarak kaleme almıştır. Dünya edebiyatının en çok başka dile çevrilen ve en çok satan eserlerinden biri olan Pinokyo, temelde bir odun parçasının erdemli, dürüst ve sorumluluk sahibi bir birey olma yolunda yaşadığı büyüme ve olgunlaşma serüvenini anlatır. Birçok ilginç özelliği yanı sıra Pinokyo’nun yalan söylediğinde burnunun uzaması, yalanın gizlenemez olduğu ve insanın doğasını nasıl bozduğunu gösteren dahi bir metafordur ve karikatür dünyasında en çok kullanılan metafor olmuştur.

İranlı çizer Reza Hazemi pinokyo metaforunu kullandığı bu karikatüründe hasta yatağındaki, olasılıkla ailenin annesi ya da büyükannesi bir yaşlı kadının etrafındaki bireyleri pinokyovari uzamış burunları ile çizmiş. İster yaşlı kadını teselli amaçlı, isterse mirasına konma güdüsüyle söylenmiş olsun erişkinlerin bu politik tutumlarına karşın yatağın ayak ucunda oturan küçük çocuğun burnu ise uzamamış. O henüz bu “yetişkin oyununun”bir parçası değil; şaşkınlıkla etrafında olan biteni izliyor.
Politikacıların söylemleriyle eylemlerinin çelişmesi yaygın bir durum. Toplumun gözü önünde gerçekleşen bu çelişkinin karikatürcüler tarafından ele alınmaması elbette beklenmezdi. Pinokyonun yalanla uzayan burnu bu durumları ifade etmenin en etkin yollarından biri. Çinli usta çizer Hao Yanpeng bu durumu bir medya eleştirisi ile birlikte yapıyor. Kürsüden çektiği nutku aktarırken TV ekranında politikacının uzamış burnu karlanarak sansüre uğratılmış.

Masal metaforu gerçeğin açığa çıkması için çok elverişli bir ortam sunuyor. Büyülü ve fantastik anlatımlarıyla içine çektiği insanı gerçekle buluştururken kırıcı, yıkıcı değil. Kıza söylenen gelin tarafından eksiksiz anlaşılıyor. Karikatürcü masal metaforlarını bu yüzden seviyor.