KARİKATÜRÜN DİLİ (9): KOLTUK SEVDASI
Karikatürün dili üzerine sürdürdüğümüz yazıların bu ay ki konusu koltuk olacak. Bir metafor olarak koltuk karikatür dilinde en çok iktidarla özdeşleştirilir. Bu her zaman siyasi iktidar olmak zorunda değildir. Her ortamdaki iktidarı temsilen koltuktan yararlanılabilir. Koltuk elbette makamı da temsil eder ve makamın iktidarını en iyi sembolize eden araçların başında gelir. Koltukta oturulur, koltuktan düşülür, koltuğa sevdalanılır. Koltuğun yüksekliği iktidar hiyerarşisini belirler. Yüksek koltuk güçlüye işaret eder. Koltuğun süslemesi arttıkça daha güçlü bir iktidarı taşıdığını anlarız. Koltuğun yapıldığı, kaplandığı malzeme bile iktidara ilişkin bilgiler saklar. Koltuğun yerini monarşilerde taht alır. Farsça kökenli bu sözcük zaten yüksek yer demektir. Karikatürist bütün bu ilişkileri yakalayarak üretir esprisini.

Örneklere yine bir Turhan Selçuk karikatürü ile başlayalım. Seçtiğimiz ilk karikatürde havada uçuşan koltuklar görüyoruz. Sağlı sollu geldiklerine bakılırsa nedeni büyük bir kavga olabilir. Karşılıklı atılan koltuklardan birinde bir politikacı oturmaktadır. Koltuğuna sımsıkı bağlanmış uçmakta olan bir politikacı. Halinden hiç de korktuğunu, ürktüğünü söyleyemeyiz. Şimdi sorularımızı soralım. Bu, bir kavgada koltuğu ile birlikte atılmış olan bir politikacı mıdır? Yoksa atılmış bir koltukta, koltuğundan asla vazgeçmeyen ve her koşulda onunla birlikte olan politikacıları mı temsil etmektedir? Sanırım yanıtı ikinci soruda aramak çok daha iyi olacak. İktidar genellikle kolay çıkılan ancak çok zor terk edilen bir konum. Koltuğun vazgeçilmezliği de işte böyle hicvediliyor.
Koltuğu kaptırmamak, Turhan Selçuk ustanın bir başka karikatüründe de karşımıza çıkıyor. Koltuk sahibi bir politikacı uykusunda bile bu sevdadan vazgeçmiş değil. İki koltuğu birleştirerek kendine güzel bir yatak yapmış.


İktidara çıkmak bir anlamda bir koltuğa ulaşmak demektir. Koltuğa ulaşmanın birçok yolu bulunur. Ancak yolların çoğu ne yazık ki birilerini basamak olarak kullanmaktan geçiyor. Yine Turhan Selçuk, bir başka karikatüründe, bunu mükemmel çizgileriyle anlatır. Karikatürde, her biri koltuğa doğru çıkan merdivenin birer basamağı olan, diz çökmüş insanların sırtında ilerleyen bir politikacı görülür. Elleri arkasına bağlı politikacının rahatlığı batar gözümüze.

İktidara çıkanın hali değişir çoğunlukla. Bu değişiklikler de kaçmaz karikatürcülerin gözünden. Bir şekilde koltuğa ya da bir makama ulaşanların gösterdikleri bir tavır arkalarından gelenlerin yolunu kesmeleridir. Bu durumun en sık yaşandığı yerlerden biri de ne yazık ki akademidir. Bir akademik kadroya yerleşenler o zamana kadar kadro yükseltmeleri için mücadelenin bir parçası olurken bu hakkı aldıktan sonra diğerlerinin beklentilerini unutur ya da görmezden gelirler. Aslında kültürümüzde bu durumu özlü olarak anlatmanın bir yolu bulunmuştur. Kendi işi görülünce başkalarının beklentilerinin unutulması, “dama çıkan merdiveni çeker” denilerek ifade edilir .
Arşivimde yer alan ancak çizerinin imzası bulunmayan bir karikatürde bu konu işleniyor.Çalışmada, yüksekteki koltuğa erişmek için kullandığı merdivenin basamaklarını tek tek keserek ilerleyen biri görülüyor. Üstelik bu tiplerin çoğunda olduğu gibi yaptığı işten hiç de yüzü kızarmışa benzemiyor.

Makama ulaşmanın yolları epeyce zorlu. Liyakatle çıkılan yollardan söz ediyoruz elbette. Ama derdimiz onlarla değil. Karikatüristin malzemesi değildir onlar. O, terslikleri bulur, haksızlıkları ve yanlış olanı ortaya çıkarmakta ustadır. Bazı koltuk sahiplerinin giderek daha yükseklere çıkmasında birilerinin çekip çekiştirilmesinde olduğu gibi. 1916-2002 yılları arasında yaşamış ünlü Bulgar tasarımcı ve çizer Asen Grozev’in seri karikatürü, sıradan bir koltukta oturan makam sahibinin görünmez bir el tarafından kulağından çekilerek yükseltilmesini ve dev bir koltuğa oturtulmasını hicvediyor. Nadir görünen bir durum sayılmaz. Yüksek makama oturan beyefendinin hiç böyle bir şey olmamış gibi umarsız ve mutlu mesut duruyor olması da çabası.

Bir gücün sayesinde koltuğa oturmayı ele alan bir başka sanatçı da Ferenc Kesztyus. Macaristanlı karikatürist, makamında oturan bir adamı el şeklinde bir koltuğa oturtmuş. İktidarını dayandırdığı bu güç, kol düğmeli varsıl daha büyük bir erk sahibini çağrıştırıyor. Dikkatli bakıldığında elde bir eldiven varmış gibi de düşünülebilir. Bu, koltuğun deriden olduğu havasını veriyor gibi. İşaret parmağının kenarındaki çizgiler ve koldan taşan doku bana bir eldiven olduğunu düşündürüyor doğrusu.
Doldurduğu makamı daha büyük bir güce borçlu olduğunu göstermek alışık olunan bir durum. Bunu, kimisi duvarına astığı bir fotoğrafla, kimisi sembol bir obje üzerinden yapar. Güçten etkilenme insanın en önemi zaaflarından biri. Bazen güvenlik arayışından, bazen statü ve başarı hayranlığı, aidiyet gereksinimi, korku ve belirsizlikten kaçma gibi nedenler güce teslim olmada etkili ve makam sahipleri bunu kullanmaktan çekinmiyorlar.

Koltuğun ele geçirilişi de önemli bir başlık. Koltuk ya da iktidar her zaman demokratik yollarla ele geçmiyor. Tarihte yaşanılan örneklerde olduğu gibi koltuk silah zoru ve kuvvetle ele geçirilebiliyor. Yunanlı bir çizerin bunu konu eden anlamlı bir karikatürü var. Çizerimiz Bas Mitropoulos. Bu durumu hiçbir yazı ya da insan unsuru kullanmadan, arkalığı ve arka ayakları iki silahtan oluşan bir koltukla çok etkili bir şekilde aktarıyor.

İktidar sahibinin koltukla olan bağları çizerlerin işlemeyi sevdikleri konulardan biri. Arşivimi karıştırırken 1960 yılında çizilmiş bu karikatür, konunun uzun zamandır işlendiğini gösteriyor. Bu bir Yalçın Çetin karikatürü. Yalçın Çetin erken yaşta kaybedilen önemli çizerlerimizdendi. İlk karikatürü 1947’de Doğan Kardeş dergisinde basılmıştı. 1959 ve 1960 yıllarında İstanbul Gazeteciler Cemiyeti’nin yarışmalarında birincilik ve mansiyon ödüllerini almıştı. Çizgi film çalışması yapan ilk sanatçılarımızdandı.
Çetin, dönemin çizgi anlayışıyla ürettiği iki aşamalı bir bant karikatürde fotoğrafını çektiren bir politikacıyı konu ediyor. Portatif bir kamera ile çekimi yapılan politikacının üzerinde bir düşünce balonu durmakta. Balonda bir koltuğun hayalini kurduğunu görüyoruz. Elbette asıl espri bandın ikinci karesinde ortaya çıkıyor. Elde edilmiş fotoğrafta politikacı düşünce balonundaki hayali ile birlikte görülüyor. Harika bir espri değil mi? Koltuk üzerinden aktarılan makam fikri öylesine güçlü ki fotoğrafa bile geçmiş…

Yalçın Çetin’e uzanmışken konuyla ilgili bir başka karikatürünü de konuk edelim yazımıza. Bu kez konu gelenek modern çatışmasının koltuğa yansıması. Koltukta, kuyruklu ceketi, papyonu ve silindir şapkası ile 20. yüzyıl başı Avrupa aristokrasisinin ve diplomatik protokolünün simgelerini taşıyan bir politikacı var. Bu giysileri ve görünümü ile Batılı bir portre çiziyor. Ancak bizi şaşırtan oturuşu. Beklenen şekilde değil bağdaş kurarak oturmuş bir politikacı. Taze bir ihtilalin ardından ve kırsaldan kente göçün yoğunlaştığı bir dönemde çizildiğini dikkate almakta yarar var. Kırsal ve geleneksel bir kültüre ait bu oturma şeklinin kullanılması “şeklen batılı, özde feodal “ çelişkisini vermek için mükemmel bir görsel metafor sunuyor. 1961 Anayasası’nın getirdiği özgürlük ortamında, bu tarz karikatürler “eski düzenin kalıntılarına” karşı bir uyarı niteliği de taşıyordu.Koltuk, batı görünümlü politikacı ve oturuşu arasındaki bu uygunsuzluk karikatürün dilini oluşturuyor.
Karikatür,yaşamın içinde sürekli saklanmaya çalışan “gerçeği” sobelemek için vardır. Uygunsuzluklar ise gerçeği daha iyi görmemizi sağlayan büyüteçlerdir. Karikatüristin en büyük becerisi uygunsuzlukları bulma ve kullanmadadır. İngiliz yazar Somerset Maugham’ın bu konudaki sözüyle noktalayalım: “Uygunsuzluk zekanın ruhudur.”