DÜŞLERİM OLANAKSIZ SEVGİLER ÜSTÜNEDİR
Karşıyaka çarşısı kalabalıktı. Yıllar var, vapur iskelesi önünde dikilip çarşıyı izlemedim. (Kısa bir an eski karımı düşündüm. Onda hiç görmediğim bir öfkeyle bana bağırıyordu: “Şeytan görsün yüzünü.” Ben ne yapmıştım ki ona? Unuttum.)
Gelir iskele önünde dikilir, güzel kızları sayardım. Onuncu güzel kızın peşinden seğirtip, kız nereye giderse peşini bırakmazdım. İzlediğim hiçbir kızı rahatsız etmedim. Onlara kendimi belli etmedim hiçbir zaman. Yıllar önceydi bu.
O kızların bazılarına hâlâ rastlarım.
Kimini kocalarıyla, kimini çocuklarıyla çarşıda yürürken görürdüm. Bazılarını hiç görmedim. Başka şehirlerde olmalılar.
(Sahi ben nasıl evlendim, diye düşünürüm bazen. Bugünse, nasıl boşandım diye düşünüyorum. Sonra birdenbire unutuveriyorum her bir şeyi. Başka türlü yaşadıklarına nasıl tahammül eder insan?)
Şimdi gidip, iskele üzerindeki kafede bir Türk Kahvesi içmeli diyorum. Ne var ki tembelim. Burada gelip geçenlere bakmak varken… Aranıyorum. Ama neyi aradığımı bilmiyorum. Bazen aradığımı sevgi dolu bir gülümsemede bulurum.
Yetinmem. Bazense saçlarını atkuyruğu yapmış kırıtkan bir yosmanın kalçalarında bulurum. Avunmam. “Milli Piyango!” Almam efendim. Çıkacağından korkarım. Şu yarım aklımın uçup gideceğinden kaygılanırım. Benim düşlerim, olanaksız sevgiler üstünedir. Paranın erişemeyeceği bir şeydir. “Hep düşlerle yaşıyorsun sen! Hiç hırsın yok!” diye sitem eden eski karım haklıdır.
Ben bir haytayım.
Ben her insanın isteyip, ertelediği bir şeyim: Yaşayanım.
Sizler için de yaşıyorum efendim.
Unuttuğunuz her neyse, benim.