SESSİZLİĞİN ORTASINDA. . .SÜRDÜRECEĞİM. . .
“Sanatçı olmak, başka kimsenin cesaret edemeyeceği kadar başarısız olmaktır,” diyordu Samuel Beckett. Yirminci yüzyılın hiç kuşkusuz en güçlü, en dönüştürücü, benzersiz yaratıcılarından biriyken, aciz, bilgisiz, yetersiz bir çabayla yazdığını ifade
etmişti kendisiyle yapılan bir söyleşide.
Araştırmacı akademisyen ve eleştirmen Hugh Kenner (1923-2003) Beckett için “O bir üstat değil; ustalığa karşı, biçimsizliğin ve anti-maddenin müdavimi, tüm işaretlerin negatif olduğu karanlık bölgenin Öklid’i, mutlak felaketin komedyeni”* demişti. Yine
eleştirmen ve meşhur biyografi yazarı Richard Ellmann (1918-1987) Dört Dublinli (Beckett’in yanı sıra W.B. Yeats, Oscar Wilde ve James Joyce’a yer verdiği) adlı sevimli kitabında yazarımıza ayırdığı bölüme (ve kitabın kaynağı olan makalelerinden birine), Yokülkenin Yokinsanı başlığını uygun görmüştü: Bu tamlamayı, Beckett’in kendi yolunu bulmasında hiç kuşkusuz önemli rol oynamış olan bir başka İrlandalı dehanın, Joyce’un Finnegan Uyanması’ndan ödünç almıştı. (Bir dönem yardımcısı olduğu, büyük hayranlık duyduğu Joyce’dan etkilenmiş olsa da, Beckett’in yazınsal serüveni özgürdü ve müthiş bir sahicilikle, özgün bir biçeme evrilecekti kendi yolunda).

(13.04.1906 – 22.12.1989)
Güney Afrika kökenli çağdaş yazar J.M. Coetzee bir yazısında Beckett’in betimlediği insanlık halinden “varoluşsal evsizlik” şeklinde söz etmiş; bunu deneyimleyen; bunun trajik ya da saçma veya aynı anda hem trajik hem de saçma bir durum olduğunu hisseden pek çok insanın var olduğunu anımsatmış.* (Coetzee’nin romanlarında da karşılaştığımız insanlık hali bu değil mi?)
Temel anlamda, yukarıda söylenenler (ve başka sayısız yorum) Samuel Beckett’in bizi içine çektiği yoksunluk, yoksulluk, kayboluş, çözülme, dağılma, kaos, hiçlik izlekleriyle fevkalade örtüşüyor. Bu izleklere 1930’larda yayınlanmış erken dönem hikâyelerinde ve Murphy adlı romanında da rastlıyoruz. Olgunluk çağı yapıtlarında kendi deyişiyle “biçemsizliğin” – aslında geliştirdiği olağanüstü biçemin – de katkısıyla izleklerin derinliği artıyor ve metinlerinin gücü zirveye ulaşıyor.
Beckett’in dünyasında karşılaştığımız karakterler sadece maddi zenginlikten değil; gençlikten, güzellikten, sağlıktan ya da dayanıklılıktan da yoksun bırakılmış haldeler çoğunlukla. Yürümekte zorlananan, fiziksel devinimleri kısıtlı, kötürüm ya da giderek kötürümleşen, fiziksel dünyayla bağları giderek kopan karşı kahramanlar bunlar. Bu bağlar çözüldükçe de psikotik bir deneyime dönüşen, gittikçe derinleşen bir zihinsel bulanıklığın, bilinç yarılmasının içinde ya da bunama halinde buluyoruz onları. Birinci tekil anlatıcınin kendine ilişkin algısı dahi salt kuşku duymaya dönüşüyor.

“Ben diyorum ben, inanmadan!” diyor Adlandırılamayan, “O diyorum bilmeden ne olduğunu!” Beckett insanın bu yoksun halinin temel bileşenlerine odaklanmak için metinlerinde geleneksel olay örgüsünden, zaman ve mekân bütünlüğünden ve, daha ileride, dil ve yazım kurallarından vazgeçen bir kurgu yaklaşımının öncüsü oldu. Örneğin Üçleme’de Molloy geleneksel bir romanın özelliklerini kısıtlı ölçüde de olsa yansıtır: zaman, mekân, hareket (bisikletle, koltuk değneğiyle, düşe kalka, topallayarak ve sürünerek devam eden) ve olay örgüsü (bir yol, arayış ve dedektif hikâyesi) görülür. Malone Ölüyor‘da hareket ve
olay örgüsünden vazgeçilmiş olsa da mekâna ve zamanın geçişine dair bazı göstergeler yer alır. Malone hastanede ya da akıl hastanesindeki döşeğinde ölümü beklerken eylemi bir iç monologdan ibarettir. Fiziksel hareket kısıtlanmış ve dışsal bir arayıştan içsel bir arayışa geçilmiştir. Adlandırılamayan‘da ise tüm zaman ve mekân algısı ortadankaybolmuştur. Sadece mezardan mı, ölümle yaşam arasındaki araftan mı konuştuğu belli olmayan bir sesi dinleriz; bir yandan var olmayı sürdürmek için konuşmaya devam etmeye; bir yandan da sessizliğe ve unutulmuşluğa kavuşmaya beyhude çabalar gibi görünür. Aslında üç romanda da ana karakterler var oldukları dünyadan silinip yok olmaktadır. “Sürdürmeliyim,” der Adlandırılamayan, “sanki dünyada bir tek ben varmışım gibi, oysa burada var olmayan yanızca benim.”
Beckett ilk öykü derlemesi Aşksız Birleşmeler’i (More Pricks Than Kicks) (1933),ilk romanı Murphy’i (1938) ve ikinci romanı Watt’ı (II. Dünya Savaşı sırasında bir yandan Fransa’daki direniş hareketinde yer aldığı sırada) İngilizce yazdı. Watt 1945’de tamamlandığı halde 1953’te yayımlandı. 1940’ların sonundan itibaren yapıtlarını Fransızca yazdı ve İngilizceye genellikle kendisi çevirdi (Kariyerinin ileri dönemlerinde doğrudan İngilizce yazdığı yapıtları olduğunu da vurgulamak gerekir).
Savaştan sonraki büyük yapıtlarını Fransızca yazmayı neden tercih ettiği elbette tartışılır. O da gönüllü sürgün bir entelektüel. Savaşan Fransa’yı tarafsız kalan İrlanda’ya tercih etmişti ve ömrünün sonuna dek Fransa’da yaşadı. Başka bir dilde yazmanın kendi ana dilini kullanırkenkinden daha bilinçli, daha odaklı bir yaklaşım gerektirdiği, bunun Fransızca yazmasına bir gerekçe olduğu düşünülebilir.
Belki, bazı araştırmacıların iddia ettiği gibi, memleketlisi ve mentoru (her ne kadar ayrı düşseler de) James Joyce’un muhteşem Ulysses’i ve çılgın Finnegan Uyanması’nı yazmasının ardından, yazınsal geleneğe kendisinin getireceği yeniliğin onun gölgesinde kalmaması için bu radikal yaklaşımı benimsemiştir.

Kuşkusuz temel motivasyonu sadece Joyce’un üslubundan uzaklaşmak ya da etkisinden sıyrılmak olamaz. Zira, Joyce’un Finnegan Uyanması’nda ortaya koyduğu uluslararası sınırları aşan, tüm dillerin katkıda bulunacağı bir dil yaratma arzusunun karşılığı zaten Beckett’de yoktu. Dil de insanın içinde bulunduğu yoksunlaşmadan, çoraklaşmadan, yozlaşmadan nasibini alan bir bileşendi çünkü. Örneğin oyunlarında diyaloglar sık sık sessizlikle kesildiğini görürüz; bu sessizlikler anlamsal boşluklara işaret eder. Beckett’ten günümüze, hiçbir şeyin daha iyiye gitmediği bu kaotik çağda, hakikatin değişkenliği ve sorgulanırlığı karşısında dilin işlevi de anlamdan yoksun görünür. Oyunlarında, dilin işlevi neredeyse karakterler için sessizliğin, hiçliğin dayanılmaz ağırlığını hafifletmekten ibaretmiş gibi gelir. Dil adeta bir oyalanma aracıdır. “Haydi kandırmaya çalışalım birbirimizi” veya “Haydi karşıt şeyler söyleyelim birbirimize” der Estragon ve Vladimir, oyun oynamak ister gibi. Gerek Godot’yu Beklerken’de gerekse Oyun Sonu’nda bir eylem olasılığından hep söz edilir ama eyleme geçilemez bir türlü. Acaba Nasıl? adlı romanında noktalama işareti kullanmaz; kesik, kopuk cümeler birbirinin içinde erir ve çevirmen Uğur Ün’ün betimlemesiyle sözcükler mutlak kesinliğin ortadan kalktığı kaotik bir evrende debelenip durur.

Evet, konuya dönersek yeniden, Fransızca yazmanın kendisini “biçem” mecburiyetinden kurtardığını söylemişti Beckett. Fakat işin aslı, yepyeni ve çok devrimci bir biçem geliştirdi. Molloy ve Malone Ölüyor (Malone meurt) 1951’de, Adlandırılamayan (L’innomable) 1953’de yayınlandı. En yaygın bilinen ve tartışılan oyunu Godot’yu Beklerken’i (En attendant Godot) 1940’ların sonunda yine önce Fransızca yazdı. 1952’de yayınlanan oyun 1953’te sahneye koyularak büyük ses getirdi; tartışmalara önayak oldu. Godot’yu izleyenOyun Sonu (Fin de partie) (1957),Krapp’ın Son Bandı (Krapp’s Last Tape) (1958), Mutlu Günler (Happy Days) (1961) ve Oyun (Play) (1963) adlı oyunlar da benzer şekilde yaşamasız, zamanın akışında hiçliğe yuvarlanan grotesk varoluşları resmederek uyumsuz tiyatro geleneğinde haklı birer yer edindi.Uzun Öyküler ve Hiç İçin Metinler (Nouvelles et Textes pour rien) 1955’de Acaba Nasıl? (Comment c’est) 1961’de yayınlandı.

Yapıtlarının neredeyse tamamını İngilizceye kendisi çeviren Beckett, dünyanın önde gelen çift-dilli yazarlarındandır.
Yepyeni biçemlerde oluşturduğu yapıtlarını modern insanın yoksunluğu üzerine kurguladığı için 1969’da Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görülmüştür. Tevazu sahibi ve içe dönük bir kişiliği olan (kendisiye tanışanların cana yakın bulduğu) yazarın bu ödülün getireceği medya ilgisini öngörerek durumu bir “felaket” olarak nitelediği anlatılmıştır karısı Suzanne Dechevaux-Dumesnil tarafından.


Oyunlarının başarısı üzerine pek çok sergilemenin tasarım ve prova aşamalarına davet edilen Beckett zamanla tiyatro yönetmenliği de yaptı. BBC’den gelen talep üzerine radyo oyunları yazmaya başladı. 1965’de Buster Keaton’ın oynadığı (Keaton 1966’da öldü), Alan Schneider’ın yönettiği Film adlı kısa filmin senaryosunu yazdı. 60’larda ve 70’lerde radyo ve televizyona yönelik projeler üretti. Mercier et Camier (Aslında 1940’larda yazdığı bu yapıt 1970’de yayınlanmıştı) adlı novellasını İngilizceye çevirdi.
Seksenlerde yayınlanan Eşlik (Company, 1980) ve Görülemeyen Söylenemeyen (Mal vu mal dit, 1981) adlı uzun öyküleri ve Worstward Ho (1983) başlıklı anlatısı daha sonra ayrıca Nohow On başlıklı bir derlemede toplandı. 1988’de tamamladığı ve ölümünden sonra yayınlanan Stirrings Still son düzyazı yapıtıdır. 1930’lardan itibaren şiir de yazan Beckett’in, 1930-1989 arasında yayınlanan şiir derlemelerinden bir seçki 2009’da, toplu şiirleri 2012’de yayınlanmıştır.

Tüm küliyatında var oluşun özüne ulaşmaya çalıştığını iliklerimize dek hissediyoruz. Bir tarafta anlamdan yoksunluğu vurgulanan dil, diğer tarafta dimdik, sapasağlam, capcanlı direniyor; yaratıcılıktan, yönlendiricilikten, eylemden, kahramanlıktan çok uzak karakterler birikintiler, döküntüler, çöp varilleri ya da çamur yığını içinde ölürken. . . Her koşulda, karamsarlığa kapılmaktan çok gülümsüyoruz; çünkü tüm bu anlamsızlık aslında aldatıcı hırsların ve beyhude arzuların peşinde koşmanın gereksizliğini vuruyor yüzümüze. Ve uyumsuz ya da ümitsiz bir dünyayı resmetmenin çok ötesinde; kaosa, çılgınlığa, yıkımlara sürüklenmiş bir insanlık halinde dahi yaratıcı zihnin, düş gücünün, fikirlerin, sözcüklerin her şeye rağmen direneceğinin
edebiyattaki en özgün yansımalarından birini buluyoruz karşımızda: “Sessizliğin ortasında bilemezsiniz, sürdürmeniz gerekiyor, sürdüreceğim,” diyor ya Adlandırılamayan. Beckett’in dehasının altında yatan da bu.
Notlar:
- https://www.theguardian.com/books/booksblog/2016/jul/07/samuel-beckett-the-maestro
of-
failure
** Dört Dublinli, Ellmann Richard, Alfa Yayınları, İstanbul, 2016
*** https://lithub.com/j-m-coetzee-eight-ways-of-looking-at-samuel-beckett/