BEYAZ PERDEDEN

KİMLİK, YOKSULLUK ve DAYANIŞMA: GEÇMİŞİ OLMAYAN ADAM’DA TOPLUMSAL YABANCILAŞMA

Toplumun kıyısında kalmış, unutulmuş insanların yönetmeni Kaurismaki Geçmişi Olmayan Adam adlı filminde kapitalist toplumda yabancılaşma, kimlik kaybı ve sınıfsal dışlanma temalarına odaklanarak modern toplum analizini minimalist bir sinema diliyle sunuyor. Yönetmenin en ikonik ve en çok ödüllendirilen yapıtlarından biri olan bu film Cannes Film Festivali’nde Jüri Büyük Ödülü’nü almış, en iyi yabancı film dalında Oscar’a aday  gösterilmişti. 2002 yapımı film Kaurismaki’nin Finlandiya Üçlemesi veya Kaybedenler Üçlemesi olarak anılan filmlerinden ikincisidir. (Diğerleri: Sürüklenen Bulutlar (1996) ve Alacakaranlıktaki Işıklar (2006)

Film, adı verilmeyen bir adamın (Markku Peltola) Helsinki’ye gelmesiyle başlar. “M” Tren garında üç soyguncunun saldırısı sonrasında hafızasını kaybeder. Hastaneden kaçan M Helsinki’nin kenar mahallelerinde konteyner evlerde yaşayan yoksul, evsiz, işsiz insanlar arasında bulur kendini. İş bulma kurumuna iş başvurusu için gittiğinde veya bankada hesap açtırmak istediğinde kimliği olmadığı için sistem onu reddeder. Kimliği olmayan adam iş bulamaz, bankada hesap açamaz, ev kiralayamaz. Modern insan sistem nezdinde sadece bir kayıt olarak görülür. Kimliksiz adam, tıpkı Aziz Nesin’in “Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz” öyküsünde olduğu gibi resmi olarak varolmayan bir kişiye dönüşür. Modern toplumda bireyin belgeleri yoksa kendisi de yok sayılır. Hafıza kaybı tıbbi bir durumun ötesine geçerek modern bireyin kimlik krizinin metaforu haline gelir. Geçmiş kaybedildiğinde sosyal statü, sınıfsal konum, aile bağları hatta yurttaşlık da yok olur. Bürokratik kapitalist sistemde birey kayıtları ölçüsünde vardır.

M’yi sahiplenenler hurdacılar, işsizler, evsizler, Kurtuluş Ordusu (kökleri 19. yüzyıla dayanan uluslararası bir Hristiyan yardım kuruluşu)  gibi marjinal kesimlerdir. Toplumun en alt tabakasındaki insanlar onu bağırlarına basarlar. Mülksüzlüğün ve kimliksizliğin bittiği yerde sınıfsal dayanışma ile örülü insani değerler ve paylaşım başlar.

Kapitalist sistemde insan ancak işçi olarak var olabilir. İnsan varlığı görünmez kılınır. İnsanın emek gücü alınıp satılan diğer metalar gibi bir meta konumundadır. Üretim ilişkilerinden kopan insan ise toplumsal olarak görünmez hale gelir. Kaurismaki’nin bu filminde diğer fimlerinde olduğu gibi soğuk ve boş görünen kent mekanları da insanı dışlayan bir yapıya sahiptir. Liman konteynerleri, gecekondu benzeri barakalar, endüstriyel alanlar içinde insan adeta kaybolmuştur. Bütün bu dışlanma, yok sayılma ve olumsuz koşullara rağmen yazgısı ortak olanlar arasında bir dayanışma kültürü oluşur. Toplumun dışına atılan ve konteynelerde yaşayan insanlar birbirlerine tutunarak alternatif bir insanlık alanı kurarlar. Bu, devletin ve bürokrasinin baskısına ve yok saymasına  karşı bir denge ouşturur.

Kaurismaki sinemasının en belirgin özelliği kısa diyaloglar, donuk yüz ifadeleri, birbirlerinin gözüne bakmadan konuşan insanlar, duygusuz tavırlar, sade kadrajlardır. Oyucular az konuşur, duygular büyük tiratlar yerine bir bakışla, bir sigara yakışıyla, bir fincan kahveyle aktarılır. Karakterlerin ifadesizliği ve duygusuzluğu oyucuların derin içsel boşluğunu ve toplumsal yabancılaşmayı daha vurucu kılar. Karakterler nerdeyse mimiksizdir. Konuşmalar kısa ve kesiktir. Bu filmde de olduğu gibi kara mizah ve melankoli en önemli araçtır. Kaurismaki sineması işsizlik, yoksulluk, sosyal dışlanma temalarını ajitasyondan uzak, sessiz ve etkili politik bir arka planda ele alır.

İşsizlik, yoksulluk ve bürokrasiyle boğuşan karakterler aciz  gösterilmez. Aksine en zor anlarda bile korudukları o sessiz vakar ve birbirlerine uzattıkları el filmlerde bir umut ışığı verir.

Renk paleti 1950 ve 1960’ların estetiğini hatırlatan doymuş maviler, donuk kırmızılarla doludur. Bunun yanı sıra vintage dekorlar kullanılması da filmlerine zamansız bir masal havası katar. Ağırlıklı olarak rock’n roll, tango, blues ve Fin Halk şarkıları, Kurtuluş Ordusu’nun ilahilerinden oluşan müzik filmin akışında karakterlerin yaşamları ve hissedişlerine paralel akar; onların söylemek istediği şeyleri söyleyen bir anlatıcı işlevi görür ve filmdeki iyimser melankoliyi tamamlar.

Kaurismaki, filmlerinde hüzün ve komediyi içiçe sarmalar.Trajik bir olay, absürt bir sessizlik veya beklenmedik bir tepkiyle anında ironik bir boyuta taşınabilir. Bu hayatın saçmalığına karşı geliştirilmiş, anlam arayışını gösteren bir savunma mekanizmasını andırır.

Kaurismaki’nin bu filmi insanı tanımlayanın cüzdanındaki kimlik kartı değil, topluma sunduğu emek, kurduğu gönül bağı ve dayanışma örüntüsü olduğunu gösterir. Geçmişte kumar bağımlısı olan ve mutsuz bir evlilik yaşayan M’nin hafızasını kaybetmesi ona zincirlerinden kurtulmuş bir yaşam fırsatı getirir. Film sıfırdan başlamanın mümkün olduğunu, aşkın, müziğin ve dayanışmanın insanı ayağa kaldırabileceğini söyler. Yoksulluğun, hafıza ve kimlik kaybının, bürokrasinin en dip noktasında bile insanlığın, sevgi ve dayanışmanın hala varolabileceğini sıcak ve kara mizahla işlenmiş bir dille aktarır.

M’nin en önemli destekçilerinden biri Kurtuluş Ordusu’dur. Aşevi hizmeti sunmaları, nezarethaneye atıldığında avukat göndermeleri ve müzik topluluğunun  moral desteği kahramanımızın hayata tutunmasında önemli bir işlev sergiler. Ayrıca M, gruptan Irma (Kati Outinen) isimli çekingen bir kadın ile de naif bir duygusal ilişki yaşar.

Finlandiya gibi, gelişmiş ülkeler sıralamasında önlerde yer alan bir ülke bile yoksulluk, işsizlik ve barınma sorunlarıyla uğraşmaktadır. Sosyal devletin eksikliğini de sıradan insanların dayanışması ve Kurtuluş Ordusu grubunun desteği bir ölçüde giderir. Ekonomik gelişmiin toplumun tüm katmanlarına yayılamaması adaletsiz paylaşım toplumu dini organizasyonlara muhtaç hale getirir. Bu destekler sistem kaynaklı yabancılaştırmayı ortadan kaldırmasa da  bir nebze rahatlama sağlayabilir. Geçmişi olamayan bu adamlar ve kadınlar, hafızalarını veya işlerini kaybetseler de paylaşılan bir kase çorbanın ve insan sıcaklığının yabancılaşmaya karşı bir direniş olduğunu hatırlatırlar. Kaurismaki bize, modern dünyada artık ötekileştirilmeye ve unutulmaya çalışılsa da, insan onurunun ve sınıfsal dayanışmanın hiçbir bürokratik mekanizma tarafından yok edilemeyeceğini sessiz, sıcak ve umutlu bir vakarla gösterir. Sonuç olarak Kaurismaki’nin Geçmişi Olmayan Adam’ı kapitalist toplumun kıyısında yaşayan insanların görünmezliğini görünür kılan şiirsel bir direniş anlatısıdır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir