KARİKATÜRÜN DİLİ (7):GERÇEĞİN RÖNTGENİNİ ÇEKMEK
Aynı zamanda meslek alanım olan radyoloji, insan vücudunun içini göstererek tıbbın kaderini değiştiren X-ışınları sayesinde var olmuştu. Bu alanın adı ve yapılan işlemler bu ışınları bulan W.Conrad Röntgen’in adıyla anıldı uzun yıllar. Röntgen ışınları ilk bulunduğunda insanlar üzerinde sihirli bir etki bırakmıştı. Dışarıdan yöneltilen bu ışınlar sayesinde adeta insanın sırlarına erişiliyordu. Teknik olarak, vücudu geçen ışınların fosforlu bir tabakaya çarparak gerçek zamanlı bir görüntü oluşturduğu için skopi adı verilen bu yöntem, ülkemizde halk arasında ayna olarak da anılmaya başladı. Erken dönemde karanlık bir odada mümkün olan bu görüntüleme sonraki yıllarda gelişerek görüntünün ekranlara taşınması ile gerçekleşti. Skopik incelemeler
özellikle bilgisayarlı tomografi ve MR öncesi dönemde en yaygın görüntüleme aracı oldu.
Konusu insan olan karikatürün bu yöntemi bir metafor olarak kullanmaması elbette düşünülemezdi. Çizerler bu metafor sayesinde, röntgen ile gözlenen iç dünyamızın sakladığı gerçekleri aktarmaya başladılar. Elbette bu gerçekler sadece sağlıkla ilgili olanlar değildi. Akla gelen bütün bireysel ve toplumsal sorunların aktarımında röntgen metaforu kullanıldı.

Yöntemin daha yaygın kullanıldığı dönemleri dikkate aldığımızda, bu yazımızda paylaşacağım örneklerin tarihsel özellikleri de bulunuyor. Görüleceği gibi ilk örnekler oldukça eskilerden. İlk karikatür ikinci meşrutiyet sorası 1909 yılında çıkmış Karagöz adlı dergiden. 1908 yılında ilan edilen meşrutiyet ile Abdulhamit iktidarının baskıcı atmosferi sonlanınca büyük bir özgürlük ortamı doğmuş ve muhalif karikatür örnekleri çoğalmıştı. Karikatür, Karagöz ve Hacivat’ın bir Röntgen cihazı kullanarak Abdülhamid’i incelemelerini konu etmektedir. Görüntüde Abdülhamid’in içinde mücevherler, değerli taşlar, gemi vb objelerden oluşan zenginlikler ortaya çıkmıştır. Dönemin karikatür anlayışına uygun olarak bir diyalog yaşanmaktadır ve konuşmalar söyle sürer: Hacivat: “Röntgene bak, karnında bir sürü mücevherat ve değerli şeyler var.” Karagöz: “Bir de kafa röntgenine baksınlar kim bilir aklından neler geçiyor?”

İkinci örnek 1924 yılından yine bir Karagöz dergisinden. Dönemin güncel bir mektup skandalından yola çıkılmış olmalı. Bu kez Hacivat-Karagöz düzgün giyimli, olasılıkla yüksek bürokrat bir kişinin kalbini röntgen ile incelemektedir. Altta verilen diyalogda Hacivat: “Kolay gele, adamcağızın gözüne ayna mı tutuyorsun?” Karagöz: “Yok a canım, mektupların açılıp esrarın okunduğu söyleniyor, şöyle Röntgen ile şüpheli kimselerin kalbi yoklansa iş daha kestirme olmaz mı?“ der. Röntgen, bir kez daha gerçeği açığa çıkarma aracı olarak uygun bir metafora dönüşmüştür.

Tarihte yolculuğu sürdürelim. 1950’li yıllardan bir Akbaba dergisi ve kapağında bir Necmi Rıza karikatürü. Çok güzel bir röntgen metaforu kullanımı. Karikatürde dönemin Başbakanı Adnan Menderes bir skopi önünde çizilmiştir. Skopide, Demokrat Partiyi temsil eden bir adamın midesi içinde iki politikacının yumruklaşarak kavga ettiği görülür. Yine dönemin karikatür anlayışını yansıtacak şekilde bir gazete haberi alıntısı not edilmiştir. Notta “Bir DP kongresinde delegeler birbirlerine mideci diye bağırdılar! -Gazeteler” denilmektedir. Altta Menderes konuşur: Eveeet, bütün sıkıntılar mideden geliyor !
Adnan Menderes’in iktidarının son yıllarında (özellikle 1955 sonrası), DP içinde ekonomik sıkıntılar, artan otoriterleşme eleştirileri ve parti içi demokrasi tartışmaları nedeniyle ciddi huzursuzluk ve gruplaşmalar yaşanmıştı. “Mideci” kelimesi, o dönemde DP
içindeki bazı milletvekillerinin, hükümetin dağıttığı iddia edilen ucuz yemek veya maddi menfaatler karşılığında Menderes hükümetine destek verdiğini öne süren muhaliflerce kullanılan aşağılayıcı bir itham olarak kullanılıyordu. Burada DP delegelerinin bunu kendi iç çatışmalarında kullandıkları görülüyor.

Sırada yine aynı yıllardan yine bir Necmi Rıza karikatürü. Bu kez eleştiri topları bir hekime yönelmiş durumda. Karikatürde muayenehanesinde skopiye aldığı hastasını değerlendiren bir doktor görülüyor. Hasta elleri iki yana açılmış, doktorun şüpheci bakışlarının etkisiyle merak ve panik halinde çizilmiş. Hastanın midesi yanına iliştirilmiş bir cüzdan dikkati çekiyor. Zaten espri de buradan yakalanmış.
Karikatürün altındaki diyalogta önce hasta soruyor: “Aman doktor, yüzün sapsarı kesildi, ellerin titriyor fena bir şey mi gördün?” Doktorun yanıtı: “Evet azizim fena… Çok fena. Cüzdanızda sadece bir on liralık var. Halbuki ben 25 liralıktan aşağı röntgen çekmem.”
Hasta hekim arasında hiç bitmeyen para ilişkisi. Ne kadar hoş ve çarpıcı bir anlatımla verilmiş değil mi? Ne zaman bu konu açılsa eski Çin’de uygulandığı söylenen bir yöntem gelir aklıma. O zamanlarda halk, köyündeki hekime sadece sağlıklı kaldıkları süre ödeme yapar hastalanınca ödemeleri keserlermiş. Ama hekim onlara bakmaya devam etmekle yükümlü imiş. Bir tür koruyucu hekimlik örneği. Doğrusu da bu sanki. Tedavi etmek her zaman daha pahalıya maloluyor ve hasta olunca insanın bir de parasal işlerle uğraşması iki taraf için de sevimli değil.

Ramiz Gökçe 50 kuşağı öncesinin en önemli karikatürlerinden biri. O da röntgen metaforunu kullanan çizerlerden biri olmuş. Karikatürünün yukarısında yer alan “Belediye, fakirleri muayene için bir röntgen aldı.” şeklindeki gazete haberinin çizere ilham verdiği anlaşılıyor. Karikatürde skopik incelemede olan, bir deri bir kemik haldeki hasta ile önünde duran iri yarı bir hekimin diyalogu söz konusu. Gözü önündeki görüntüye odaklanmış doktor hastasına sesleniyor: Midenizde şayanı tetkik siyah siyah lekeler var. Hasta yanıtlıyor: “Merak etmeyiniz Doktor Bey, zeytindir !” Bir kez daha röntgenin ortaya çıkardığı toplumsal bir gerçek. Gelin görün ki 40’lı 50’li yıllarda fakirlerin gıdası olan zeytin günümüzde ancak varlıklıların sofrasında yer bulabiliyor. Aynı karikatür günümüzde çizilmiş olsaydı fakirin midesinde olsa olsa bir gıda yardım kartı görülürdü.

Yazıyı bir Serre karikatürü ile tamamlayalım. Fransız çizerClaude Serre kara mizah denilen ağır ironi içeren çizimleri ile tanır. Seçtiğim karikatüründe çelimsiz, yıpranmış ve çaresiz görünümde biri önündeki skopi ekranına bakarak teşhisini
beklemektedir. Toplumun ezilen, yoksul kesimini temsil ettiği söylenebilir. Doktor ise şişman, iyi giyimli, kendini beğenmiş ve aşırı tepkili bir figür olarak yüksek olasılıkla zengin, egemen sınıftan birini temsil etmektedir.
Midedeki bulguyu gördükten sonra, eliyle yüzünü kapatıp kontrolsüzce gülmekte ve fakir adamı parmağıyla işaret etmektedir.
Olasılıkla gördüğü “boşluk” ona bu tepkiyi verdirmiştir. Doktorun bu bulguya verdiği aşırı, alaycı tepki, durumu tıbbi bir vaka olmaktan çıkarıp, sosyal bir hiciv haline getirmiştir. Gülen doktor ve utanç içindeki fakir arasındaki zıtlık, eserin ana mesajını izleyiciye sert bir şekilde iletmektedir.
Bu yazımızda röntgen metaforunun karikatürde kullanım örneklerini işledik. Tarihsel örneklere de yer vermiş olduk. Umarım yeni ve farklı bir bakış açısı kazandırmıştır. Gelecek yazıda buluşmak dileğiyle.
Muhteşem bir derleme olmuş Hocam, elinize sağlık
Sevgili Oguz,
Hem farkli donemlerdeki hiciv anlayisini tarihsel sirayla bizlere animsatmayi, ama ayni anda tanimlamalar ve anlayislar degisse de karikaturun, tum zamanlarda ayni bilesende bulusmayi, ayni ya da benzer hassas noktalari bulma, yakalamadaki sonsuz ve yenilmez gucu ifade ettigini gostermeyi her zaman oldugu gibi basarmissin. Cok tesekkurler…
Kaleminize sağlık değerli hocam🙏
Bazen sadece bitmiş işleri görüyoruz, bu süreçte ne kadar araştırma olduğunu unutuyoruz. Çabalarına çok saygı duyuyorum Oğuz arkadaşım.
Oğuz Dicle bir HEZARFEN yani bin fenli, bin hüneri olan kişi. POLİMAT denmekte günümüzde. Çok yönlü. İlgilendiği her alanı , disiplinlerarası analizi ve sentezi ile büyüten, çoğaltan biri.
Röntgen, görebildikleri, ve düşsel olarak görebilecekleri adına ne güzel bir yazı. Öğreten, çoğaltan.
Teşekkürler.
Nicesine.
Karikatürle ilgili yazı dizinizdeki her yazıda olduğu gibi yine konuyu ele alışınız ve aktardığınız bilgiler harika…
Emeğinize aklınıza sağlık..
Karagöz ve Hacivat ın skopi esprisine hayran kaldım….Hiç görmemiştim bu tarz karikatür….
Karikatür üzerine yazdığınız diğer yazılarda olduğu gibi konuyu karikatürle bağdaştırmanız ve aktardığınız bilgiler harika!
Emeğinize, aklınıza sağlık
Oğuz hocamızın mesleğinin branşı, hobisiyle bir araya gelince, yine metaforlar üzerinden harika bir yazı çıkmış. Hocamın bu yazılarının tiryakisi olduk;bir diğerini heyecanla bekler olduk.
Oğuz hocamızın mesleğinin branşı, hobisiyle bir araya gelince, yine metaforlar üzerinden harika bir yazı çıkmış. Hocamın bu yazılarının tiryakisi olduk; bir diğerini heyecanla bekler olduk.
Elinize sağlık, sevimli ve doyurucu bir metin…
Oğuz hocam,
Radyolojinin “görünmeyeni görünür kılma” gücünü karikatür sanatıyla bu kadar zarif bir metafor üzerinden buluşturmanız gerçekten etkileyiciydi. Mesleki bir kavramı tarihsel ve toplumsal bir perspektifle ele almanız, yazıyı sıradan bir incelemenin ötesine taşıyıp düşünsel bir derinliğe ulaştırmış.
Özellikle röntgeni; iktidarın iç yüzünü, siyasal çatışmaları, hekim–hasta ilişkisini ve toplumsal eşitsizlikleri açığa çıkaran bir anlatım aracı olarak ele almanız çok güçlü bir bakış açısı sunuyor. Hem tarihsel örnekler hem de anlatım dili, metni akıcı ve öğretici kılmış.
Bilim ile sanatın aynı ışıkta nasıl buluşabileceğini gösteren bu değerli çalışmanız için sizi içtenlikle kutluyorum.
Oğuz Hocam,
Radyolojinin görünmeyeni görünür kılma başarısını karikatürün eleştirel diliyle aynı metafor düzleminde buluşturmanız gerçekten hayranlık uyandırıcı buldum. Mesleki bir kavramı yalnızca teknik sınırlar içinde bırakmayıp onu tarihsel ve toplumsal bir okuma aracına dönüştürmeniz, metninizi basit bir değerlendirme yazısından çıkarıp derinlikli bir düşünce metnine taşımış.
Tebrik ederim
Oğuz hocam röntgenin görünmeyeni görünür kılması ile karikatür sanatının eleştirel dilini aynı düzlemde buluşması ile ilgili inceleme yazınızı hayranlıkla okudum. Sabırsızlıkla diğer yazılarınızı bekliyorum.
Oğuz Dicle on parmağında on marifet olan nadir insanlardan. Eskilerin “Rönesans adamı” dediklerinden. Doyurulamaz bir merak ve yüksek tahayyül gücü bir arada. Radyoloji onun mesleği olmakla birlikte ilgi alanlarından yalnızca biri. Hayata ve evrene olan merakını ve ilgisini hakkını vererek sürdürmesi yüksek övgüye değer.
Keyifle okunan, zengin bilgileri paylaştığınız için çok teşekkürler Oğuz hocam….
Bizim kuşak (60’lı yıllarda doğanlar) manyetolu telefondan akıllı cep telefonuna kadar teknolojinin olağanüstü gelişimine tanıklık ettiği gibi skopi ve röntgen cihazlarından MRG’ye kadar tıbbi görüntüleme aygıtlarını da gördü. Başka yerde bulamayacağımız karikatürlerle yazınızı okurken keyifli bir zaman yolculuğu yaptım. Teşekkürler.
Hem sağlık, hem tarih hem de karikatür iç içe dolayısıyla pekçok yönden istifade etmek mümkün. Yine araştırma müşahede edilen kıymet bir yazı olmuş. Müteşekkirim.
Oguzcum harika bir yazı olmuş.Kalemine sağlık.
Oğuz Hocam, Karikatürün sadece güldüren değil, altındaki asıl meseleyi-gerçeği ‘röntgenleyen’ olağanüstü gücünü mükemmel bir tarihsel örneklerle anlatmışsınız. Kaleminize sağlık.
Sayfalar dolusu sözcüklerin açıklayabileceği konuyu sadece birkaç cm2 içine sığdırabilmek.. Ve içerdiği deriiiin anlamlar…. Kutluyorum…
Oğuz hocam, kaleminize, zihninize sağlık, ışıldayan bilgileri derinlerden gün yüzüne çıkaran meraklı yolculuğunuza eşlik etmek çok keyifli. Metaforlarla bezenmiş olması da ayrı bir tad veriyor. Gerçeğin röntgenini çekmek” ilham verici oldu, teşekkür ediyorum.
Oğuz hocam, kaleminize, zihninize sağlık, ışıldayan bilgileri derinlerden gün yüzüne çıkaran meraklı yolculuğunuza eşlik etmek çok keyifli. Metaforlarla bezenmiş olması da ayrı bir tad veriyor. Gerçeğin röntgenini çekmek” ilham verici oldu, teşekkür ediyorum
Alanında etkin ve yeterli olmak
her zaman baştacı özellikler olagelmiştir.
Ama adil bir vicdan, empati, derin duyu, düşünce ile davranış ve tutumda dutarlılık,
o tacın mücevherleri olarak işli ise bambaşka ışıldar.
Okuyucu olarak uzmanı olmasam da bu yazının röntgenini çekmek geldi içimden.
Bulgum yılardır edinmiş olduğum izlenimle çok örtüsüyor.
O pırıl pırıl tacı taşıyan,
yansız özeleştiri ile zenginleşmiş bir kalp ve beyin.
Yazmaya devam, yakışıyor..
Alanında etkin ve yeterli olmak
her zaman baştacı özellikler olagelmiştir.
Ama adil bir vicdan, empati, derin duyu, düşünce ile davranış ve tutumda dutarlılık,
o tacın mücevherleri olarak işli ise bambaşka ışıldar.
Okuyucu olarak uzmanı olmasam da bu yazının röntgenini çekmek geldi içimden.
Bulgum yılardır edinmiş olduğum izlenimle çok örtüsüyor.
O pırıl pırıl tacı taşıyan,
yansız özeleştiri ile zenginleşmiş bir kalp ve beyin.
Yazmaya devam, yakışıyor..
Alanında etkin ve yeterli olmak
her zaman baştacı özellikler olagelmiştir.
Ama adil bir vicdan, empati, derin duyu, düşünce ile davranış ve tutumda dutarlılık,
o tacın mücevherleri olarak işli ise bambaşka ışıldar.
Okuyucu olarak uzmanı olmasam da bu yazının röntgenini çekmek geldi içimden.
Bulgum yılardır edinmiş olduğum izlenimle çok örtüsüyor.
O pırıl pırıl tacı taşıyan,
yansız özeleştiri ile zenginleşmiş bir kalp ve beyin.
Yazmaya devam, yakışıyor..