BEYAZ PERDEDEN

TAŞRADA DONMUŞ VİCDAN, SESSİZ İKTİDAR VE YABANCILAŞMA: KIŞ UYKUSU

Nuri Bilge Ceylan’ın 2014 yılında Cannes’da Altın Palmiye kazanan Kış uykusu, yabancılaşma, iktidar, sınıf farkı ve vicdan temalarının en yoğun biçimde işlendiği filmlerinden biridir. Anton Çehov’un öykülerinden ( Karım ve İyi İnsanlar adlı öyküler) beslenen film taşranın büyüleyici ama tecrit edilmiş atmosferi içinde sınıfsal gerilimleri, bireyin kendi iç dünyasındaki çöküşünü ve içindeki karanlıkla hesaplaşmasını anlatır.

Aydın (Haluk Bilginer) eski bir tiyatro oyuncusu ve entelektüel kimliğiyle kendini aydın olarak konumlandırır. Kibirli, pasif-agresif, empati yoksunudur ve kimseye güvenmez. Babasından kalan oteli işleten ve “Türk Tiyatro Tarihi” konusunda kitap yazmayı planlayan Aydın’ın,  kasabada kurduğu mikro iktidar alanı ve yerel gazetede yazdığı ahlak ve dürüstlük üzerine yazıları aslında onun varoluşsal boşluğunu ve eylemsizliğini gizleme aracıdır. Sahibi olduğu otelin adı  (Othello) kendi karakter özellikleri olan iktidarı, kıskançlığı ve şüpheyi simgeler. Aydın, geri kalmışlığı ve yoksulluğu kadere bağlar.” Ne yapalım bu düzeni ben kurmadım ki, sistem böyle” diyerek durumunu rasyonelleştirmeye çalışır.

Kendi karanlığını göremeyen, adıyla ironik şekilde tezat oluşturan Aydın, yalnızca topluma değil kendi ahlaki sorumululuğuna da yabancılaşmıştır. Yerel gazeteye yazdığı ve pek de suya sabuna dokunmayan köşe yazıları, eylemsiz bir vicdanın göstergesidir. Aydın teorik meselelere kafa yorsa ve erdemli görünse de pratikte hayatın çok uzağındadır. Halktan kopuktur ve sorumluluk üstlenmek istemez. Otel ve evden oluşan kendi küçük krallığında yaşayan Aydın, boşanmış kız kardeşi Necla (Demet Akbağ ) ve  genç karısı Nihal (Melisa Sözen ) üzerinde tahakküm kurmaya çalışır. Şoförü ve kahyası Hidayet (Ayberk Pekcan) ise zaten konumu gereği tahakkümü altındadır.

 Necla, Aydın’ı pohpohlamayı bırakıp ona eleştiriler yönelttiğinde ve Nihal, Aydın’ın kontrolü dışında yardım toplama işine girdiğinde Aydın’ın tahakkümü sarsılır. Bu durum, uyanış olmasa da Aydın’da rahatsızlık ve öfke duyguları yaratır. Nihal, evliliğinde kendini hapsolmuş hisseder ve hem hayatına anlam katmak hem de kendini iyi hissetmek için hayır işlerine sığınmıştır. Ancak orada da Aydın devreye girerek Nihal üzerindeki tahakkümünü genişletmek ister. Necla ise sürekli bir can sıkıntısı içindedir ve evde aylak aylak dolaşmaktadır. Boşanmada kendini de sorumlu görür, bir nevi pişmanlık yaşar. Kötülüğe karşı direnmeme ve bu yolla karşı tarafın bunu farkedip, utanıp uyanması üzerine felsefe geliştirir. Ama eylemsizliği nedeniyle suçladığı abisi gibi  kendi eylemsizliğini meşrulaştırır.

Kapadokya’nın karlı ortamı dış dünyayı örterek karakterleri bir odaya hapseder ve onları uzun diyaloglu hesaplaşmalara yönlendirir. Peri bacaları, kar örtüsü, mağara otel adeta karakterlerin iç dünyalarının dışavurumu gibidir. Güzel ama soğuk, görkemli ama yalnız, dışarıdan bakınca etkileyici ama içinde yaşanması zor bir dünya.  Kış Uykusu aslında bir uyanış öncesinde o ağır, uyuşuk ve sancılı bekleme süresidir. Ama uyanış bir türlü gerçekleşemez.

Filmde Aydın ile kiracısı İsmail (Nejat İşler) ve ailesi arasındaki ilişki açık bir sınıf çatışmasını gösterir. İsmail’in kira ödemesinde gecikmesi üzerine evine icra gönderilmiş ve birtakım eşyaları alınmıştır. Filmin tetikleyici olayı İsmail’in oğlu İlyas’ın Aydın’ın arabasına taş atarak camı kırmasıdır. Aydın, kira alacağı konusunda İsmail’in kardeşi Hamdi’nin destek ve “idare et, biarz zaman tanı” isteğini kabul etmez. “Ben bakmıyorum bu işlere avulatım bakıyor, onunla veya Hidayet ile konuş” diyerek sorumluluktan kaçar.

Civar okullardaki eksiklikler için yardım toplayan Nihal’in yoksul aileye para götürmesi iyilikten ziyade kendi mutsuz hayatına anlam katma çabasıdır. Onuru zedelenen hapisten yeni çıkmış yoksul ve işsiz babanın İsmail’in paraları ateşe atması ise onurun paradan üstün olduğunu gösteren en sarsıcı sahnelerden biridir. Film “iyi niyetli” burjuva yardımseverliğinin ne kadar tahakküm ve aşağılama içerdiğini çok acımasızca gösterir.

Filmde sıkça vurulana insanın kendi hataları ile yüzleşmek yerine onları süslü kelimelerin ve konforlu bir hayatın altına gömmesidir. Karakterlerin biribiriyle sert tartışmalara girmesi, kendi yaşamlarındaki varoluşsal boşluğu ve sıkıntıları örtme çabasından kaynaklandığını gösterir.

Aydın’ın filmin sonunda eve dönmesi bir kabulleniş mi yoksa yeni bir uykuya yatış mı? olduğu izleyiciye bırakılır. Ancak Aydın ve diğer burjuva karakterlerin üzerlerine çöken sınıfsal ağırlığın, onları yeniden o tanıdık, konforlu ve sahte uykularına çekme ve uyanışı engelleme ihtimali yüksektir.

Kış Uykusu bireyin kurduğu entelektüel ve sınıfsal iktidarın, zamanla kendi vicdanını nasıl felç ettiğini gösteren derinlikli bir yapıttır. Ceylan, Aydın karakteri üzerinden taşrada entelektüelin halkla ve yakın çevresiyle kopukluğunu kibir, tahakküm ve eylemsizlik düzleminde ele alır. Karakterlerin içsel çatışmaları yalın ama etkili bir sinema diliyle görünür kılınırken, seyirci de bu ahlaki sorgulamanın içine çekilir. Film, taşranın donukluğu içinde toplumsal eşitsizliğin yanı sıra bireyin kendi çöküşünü de ifşa eder.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir