HALİT REFİĞ SİNEMASI
SUNUŞ VE 1961-63 DÖNEMİ
Sinemamıza altmışlı yıllardan itibaren sayısız önemli film hediye etmiş olan usta yönetmen Halit Refiğ (5 Mart 1934, İzmir- 11 Ekim 2009, İstanbul) düşünsel ağırlığıyla da dikkatimizi çekmiş bir sanatçıydı. Büyük bir bilgi birikimine sahip olan Refiğ, Ulusal Sinema akımının da öncülerinden biriydi, Metin Erksan, Lütfi Akad ve Ertem Göreç ile birlikte. Kemal Tahir’ci düşüncelerini altmışlardan bu yana hem yazıları ve eleştirileri, hem de filmleriyle somutlaştıran Refiğ’in kolayca tahmin edebileceğimiz gibi dostu kadar da düşmanı bulunuyordu.
Refiğ ilk ve ortaokulu Şişli Terakki Lisesi’nde bitirmiş, Robert Kolej’in mühendislik bölümünden mezun olmuştu. Çocukluk yıllarından itibaren edebiyata ilgi duymuş, ilk edebiyat kahramanının Kemalettin Tuğcu olduğunu söylemişti. Ama zaman içinde, sinemaya olan ilgisi, edebiyata olan ilgisinin önüne geçmişti.
Refiğ sinemacı olmaya lise yıllarında karar verdi ve bu kararını gerçeğe dönüştürmek için de kendi imkanlarıyla büyük çabalar gösterdi. Ve hiç sevmediği ve hep çekiştiği Nijat Özön’ün önerisiyle okuduğu bir Kemal Tahir romanı (Körduman) yaşamını değiştirdi. Kemalettin Tuğcu’nun yerini Kemal Tahir almış oldu böylece. Kerim Devlet düşüncesiyle tanıştı, Asya tipi üretim tarzıyla. İktisatçı Sencer Divitçiğlu’nun araştırmalarına dalmış, tarihimizi araştırmaya, ulusal değerlerimize sahip çıkmaya, batılı ve ihanet içindeki aydınların hor görme çabalarına karşın bize, Doğu’ya özgü bir sinema yaratmaya girişmiş, yoğun ama maddi sıkıntılarla dolu bir üretim sunmuştu bizlere.
Refiğ’in altmışlı yıllarda Eczacıbaşı odaklı Sinematekçiler ile olan kavgası aslında bugünü anlamak bağlamında çok önemli. ‘Olumluluğun kabesi Batı’dır, bütün güzellikler orda üretilmiştir, Batı sineması örnek alınmalıdır, çünkü Türk Sineması adına düzgün tek bir çalışma bile ortaya koyulmamıştır’ savıyla ortalığı inleten bu yaygaracı tayfayı tanımak bağlamında diyorum. Ulusal Sinema Kavgası adlı yapıtın bu nedenle acele bir yeniden basımı gerekiyor.
Ellili yılların hemen başında Refiğ sinemaya duyduğu ilgiye karşın ülkemizde sinema üzerine akademik eğitim imkanı henüz bulunmadığı için İngiltere’ye giderek mesleki kurslara katıldı. Ardından yedek subay olarak gittiği Kore’de, ilk kamerasını ve sinema malzemelerini aldı.
1956 yılında Türkiye’ye döndükten sonra bir arkadaşının tavsiyesi üzerine dönemin önemli dergilerinden Akis’te sinema eleştirileri yazmaya başladı. Eleştirileri aynı zamanda Nijat Özön ile birlikte yayınladıkları Sinema ve Kim isimli dergilerde, Yeni Sabah ve Akşam gazetelerinde de yayınlandı.
Yine o dönemde tanıştığı Lütfi Akad, Memduh Ün ve Atıf Yılmaz gibi yönetmenlerin kendisine ağabeylik yaptıklarını ve şansının kendisine çok yardım ettiğini söyleyen Refiğ, Yılmaz’ın Yaşamak Hakkımdır isimli filminde asistanlıkla 1957 yılında girişini gerçekleştirdi sinemaya.
1960 yılında ilk filmi olan Yasak Aşk’ı çekti. Bunu peş peşe savlı filmler izledi. Şehirdeki Yabancı (1963), Gurbet Kuşları (1964), Haremde Dört Kadın (1965), Bir Türk’e Gönül Verdim (1969). Bu filmlerle Moskova, Yeni Delhi ve Sorrento Film Festivalleri’nde de ilgi uyandırdı. Gurbet Kuşları aynı yıl Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde en iyi film seçildi ve Refiğ bu filmle en iyi yönetmen ödülünü aldı. Refiğ’in altmışlı yıllardaki üretimi özellikle, yanında uzun süre asistanlık yaptığı ve senaryolarını ürettiği Memduh Ün’ün şirketi Uğur Film’e oldu.
Yetmişli yıllar Refiğ için pek verimli geçmedi ne yazık ki. Ulusal Sinema akımı bu yıllarda inişe geçecek, altmışlı yılların gözüpek, cesur yapımcıları çabalarının mükafatlarını gişede alamadıkları için tek tek batacak, ortalığı salon filmleri, komediler ve avantürler kaplayacaktı.
Televizyonun ve anarşinin de katkısıyla yetmişler tam bir kaosa dönüyordu ki iki şey imdada yetişti. İlki İsmail Cem TRT’sinden gelen çalışma teklifiydi. Böylece üretime devam etme umudu doğdu (Aşk-ı Memnu). İkincisi ise uzun sürecek bir eğitmenlik yaşantısının ilk adımıydı. Sami Şekeroğlu ona öğretim görevlisi olmasını önermişti. Böylece Refiğ 1974 yılında Türkiye’de ilk defa İDGSA Film Arşivi tarafından başlatılan eğitim çalışmalarına katıldı ve sinema derslerinde öğretmen olarak görev aldı. 1975’den itibaren de İDGSA Sinema-TV Enstitüsü’nde öğretim görevlisi olarak çalışmaya başladı.
Refiğ 1975 yılında TRT adına Aşk-ı Memnu dizisini çekti ve TV dizilerine öncü olarak dikkatleri üzerine topladı. Büyük ilgi uyandıran dizi yalnız sinemaseverlerin değil, toplumumuzun da gündemine bomba gibi düşmüştü. Refiğ daha sonra, TRT danışman kurulunda da görev aldı.
Seksenlerin başı sıkıntılıydı kendini, bağımsız milli devlet Atatürkçüsüyüm, diye tanımlayan Refiğ için. TRT adına 1981 yılında Kemal Tahir’in Yorgun Savaşçı romanından uyarladığı aynı isimli 8 bölümlük televizyon dizisi Atatürkçülüğü aşağılıyor gerekçesiyle yakıldı çünkü. Yani öyle söylendi, yıllarca öyle bilindi. Dönem açık faşizmin egemen olduğu yıllardı. Filmin neden yakıldığını bile sorgulayamadı Refiğ. Kol kırıldı, yen içinde kaldı. Gerçi Yorgun Savaşçı 1993 yılında televizyonlarda gösterildi ama Refiğ’in büyük emek vererek gerçekleştirdiği bu önemli çalışma güme gitmiş, harcanmıştı.
Eli kolu bağlanan Refiğ ABD’de, Wisconsin ve Ohio Denison üniversitelerinde dersler verdikten sonra seksenlerin başında Türker İnanoğlu ile anlaştı olumlu ve uzun soluklu bir birliktelik için. O Kadın (1982), Leyla İle Mecnun (1982), İhtiras Fırtınası (1983), Beyaz Ölüm (1983), Alev Alev (1984), Paramparça (1985), Ölüm Yolu (1985), Kurtar Beni (1987), Kızımın Kanı (1987) daha çok Gülşen Bubikoğlu ve Tarık Akan’lı, bol hasılatlı, ama yine de seksenli yılların eğilimlerini iyi yansıtan filmlerdi.
Yine İnanoğlu yapımcılığında 1989 yılında gerçekleştirdiği Karılar Koğuşu ustası Kemal Tahir’in hapisane yıllarını anlatıyordu ve bu dönemdeki en özenli çalışmalarından biriydi ama ne yazık ki gişede başarılı olamadı, yapımcısıyla arasını bozdu.
Refiğ’in, seksenli yıllarda Fedai Öztürk’e çektiği Teyzem (1986) ile Cengiz Ergun’un yapımcılığında gerçekleşen Hanım (1988) adlı filmleri bu on yılın en çok ses getiren çalışmalarıydı. Özellikle yaşlı ve ölüme giden bir piyano hocasını (Yıldız Kenter) odak aldığı Hanım sahici bir başyapıttı. Yönetmenin çok sevdiği ve önemsediği Adnan Saygun ve Cemal Reşit Rey müzikleri de öyküde bayağı bir ağırlık taşıyordu.
Doksanlı yılların ortamı haliyle uzaklaştırdı Refiğ’i sinemadan. Fetullah Gülen’in Samanyolu adlı televizyon kanalında sinema çalışmalarının başına geçti bu dönemde. Mimar Sinan’daki eğitmenliği devam ediyordu.
Gülen’e çektiği Köpekler Adası sinema çevrelerinde çok olumsuz karşılandı. Bundan sonra Refiğ’i yalnızca pek ses getirmeyen birkaç televizyon dizisinde yönetmen olarak görüyoruz. Ama unutsak daha iyi bu çalışmaları.
1997 yılında Mimar Sinan Üniversitesi senatosu onursal profesörlük ünvanı verdi usta yönetmene.

YASAK AŞK, 1961
Y: Halit Refiğ, S: Halit Refiğ, Memduh Ün, K: Mustafa Yılmaz, O: Nilüfer Aydan, Efgan Efekan, Cahit Irgat, Şükran Sabuncu, Suphi Kaner, Senih Orkan, Yapımcı: Memduh Ün (Uğur Film)
Refiğ’in ilk filminin ne yazık ki negatifleri kayıp! Bu nedenle ben mikrofonu 6 Yönetmen başlıklı incelemesinde filmi eleştiren Giovanni Scognamillo’ya teslim edeyim.
‘’Refiğ’in ilk filmi olan ve basında büyük bir ilgi ile karşılanan Yasak Aşk genç yönetmenin bundan sonraki yapıtlarında da tekrarlanan, çıkış noktasını Tristan ile İzolda, Pelleas ile Melisenda gibi şiirsel aşk efsanelerinden alan bir üçgen üzerinde kurulmuştu: arı bir sevgi ile bağlı olan genç aşıklar ve bunların yasak aşklarına engeller yaratan, aralarına giren üçüncü ve daha yaşlı bir kişi, ya da bu kişinin yerini alan, gereğinde destekleyen bir çevre, bu çevreye hakim olan kurallar, gelenekler.
Yasak Aşk’ta yaşlı ve despotik kocanın temsil ettiği ayırıcı ve gerici güç, sonraki Şehirdeki Yabancı’da genç mühendisle sevgilisinin gerçek aşkını ezmeye çalışan bir zümrenin arkasına gizlenmekte, Şafak Bekçileri’nde ise ilerici-gerici çatışmasının ayrılmaz bir motifi olmaktadır.
Refiğ’in açıkladığı gibi, kendi sinema anlayışının dışına çıkmamak şartıyla, Visconti, Antonioni, Bunuel ve Stevens’in etkilerini taşıyan Yasak Aşk’ın hikayesinde yenilik yalnızca ‘çocuk kadın’ tipinde ve ‘gerçekçi romantizm’ denemesinde aranılmamalı. Yasak Aşk tutarlı ve tutarsız yönleriyle aniden patlayan, özellikle duygusal yönden boşalan, 27 yaşındaki yönetmenin ana temalarını belirten filimdir.
Aşk ve kadın, belirli bir çevre içinde kadının yeri, belirli bir kadının dramı: Yasak Aşk’ın esas motiflerini burada aramalı. Geriye cinayeti, duruşması, mutlu sonuyla bir melodramın iskeleti kalıyor ki, konumuza yardımcı olmaktan çok bizi ters yola ve yoruma itebilir.
Yasak Aşk için ‘gerçekçi romantizm’ deyimini ilk kez Nijat Özön kullanmıştı. Toplumcu bir yönetmen olan Refiğ’in kişiliğine özgü romantizm yönetmeni ilk filminde Freud’ün etkilerini taşıyan bir simgeselliğe götürmekle birlikte hiçbir zaman gerçek dışı uçlara itmemekte.
Yasak Aşk’ta köşkün küçük dünyasını kentin büyük dünyasından ayıran ve bu iki çevre arasında adeta bir katalizör gören koru var. Dünyanın içinde ayrı bir dünya gibi varolan, genç sevgilileri dışardan gelecek tehlikelere karşı koruyan bir koru. Yaşlı kocanın, zengin zamparanın, kötü kadının, her tür ayırıcı güçlerin, etkilerin baskısından uzak bir yer, bir liman. Asıl tehlike bu korunun ötesinde gizlenmekte. Korudan çıkanlar, bir süre için dahi bağlarını koparanlar, yaşantılarının gidişatını değiştirecek uçurumlara doğru yuvarlanırlar. Oysa er veya geç korudan çıkmak, tehlikelere güçlüklere göğüs germek şart. Özellikle toplumumuzda böyle bir eylem bir kadın için şart.
Yasak Aşk’ta çöken bir sınıfın temsilcisi despotik, sadist kocasının ezmek istediği, baskılara rağmen özgürlüğe doğru giden yolu seçen genç aydının aşkına sığınan çocuk-kadının kızkardeşleri artık çocukluktan sıyrılıp, kadınlıklarını kullanarak korunun ötesinde uzanan dünyaya girecekler, haklarını isteyeceklerdir. Bu düşünceyi tanıklayan filim de Seviştiğimiz Günler’dir.’’

SEVİŞTİĞİMİZ GÜNLER, 1962
Y: Halit Refiğ, S: Halit Refiğ, Orhan Elmas,Bülent Oran, K: Şevket Kıymaz, O: Orhan Günşiray, Nilüfer Aydan, Fatma Girik, Sadri Alışık, Nuray Uslu, Suha Doğan, Özden Çelik, Mürüvvet Sim, Yapımcı: Memduh Ün (Uğur Film)
Refiğ ikinci filmini de asistanlığını yaptığı Memduh Ün için gerçekleştirdi. Bu kez Orhan Elmas’tan gelen malzemeyi yoğurmuş, diyaloglar için yapımcı/yönetmen Ün’ün kankası Bülent Oran ile çalışmıştı.
Refiğ her ne kadar kadınları seven, kadınları el üstünde tutan bir sinemacı olarak tanıtılmış olsa da Seviştiğimiz Günler’i başlığa aldanıp da, özgür kadınları anlatan bir filim olarak değerlendirmemiz mümkün değil. Çünkü dişi kahramanlar amaçlarını hikayenin en başında zaten ‘biz kurtuluşumuz için bizlere eğlence amaçlı yaklaşan adamlarla değil, bizlerle evlenmeye hazır varlıklı beylerle yapalım’ diye beyan ediyorlar.
Belki Refiğ’in kurduğu dünya kadın ağırlıklı ama değerler halis mulis erkekler dünyasının değerleri. Bugünün maço dünyasında da ne yazık ki yok edilememiş, hala geçerlikli olan kahrolası değersizlikler toplamı.
Üç genç kadın kahraman tanıyoruz hikayede. Bunlar bir arada bir pansiyonda yaşıyor ve zor bela kiralarını ödeyebiliyor. Nilüfer mankenlik yapıyor, Lale hostes, Mine ise sekreter. Üç emekçi büyük kentin kaosu içinde bir yudum mutluluk arayışı içinde.
Ancak birbirlerine ‘evlilik olmadan ilişki yok’ sözü vermeleriyle birlikte üçünün de gereksiz ilişkilere daldığını izliyoruz. Nilüfer kendini zengin diye tanıtan bir otomobil tamircisiyle, Lale yaşamı kadınlar arasında geçen çapkın bir oyuncuyla, Mine ise mutsuz bir evlilik sürdüren ama hayatta ‘kill your darlings’ savsözünü bellemiş ve karşı cinsle olan ilişkilerini tamamen yatakla sınırlı tutan yaşlı patronuyla.
Refiğ gülmece ögelerinden de yararlandığı bu bölümlerde akışlı bir dil tutturuyor, Aydan’ın, Uslu’nun, Girik’in hem enerjik oyunları, hem de güzelliklerinden gereğince yararlanıyor ama hikayenin sonları ne yazık ki kadını ikinci sınıf varlık olarak gören geleneksel yapılarla örtüşüyor.
Belki Lale aktörü hayatından def ediyor ama bir zamanların fakir ve alkolik ama şimdilerde Fransa’dan yerleşmesi için davet alan gözde ressamına tinsel olduğu kadar maddi koşullar nedeniyle yanaşıyor; Nilüfer kendisine yalanlar söyleyen ama gerçekten de tutulan oto tamircisiyle alçakgönüllü bir yaşam kurmaya hazır ama Mine’nin intiharı bir başka falso olarak beliriyor bu kadınların başrol oynadıkları filimde.
Patronundan hamile kalan, hamilelik 4 ay olduğu için çocuğunu aldıramayan, arkadaşlarının, Çocuğu doğur, üç anne birlikte büyütürüz, demelerine karşın intiharı seçen Mine yönetmenin özgür kadın düşüncesinin sakatlığının altını çiziyor.
Refiğ’in sinema dili iyi, kenti yansıtması, ortalığa bol bol yağmur saçması, kızları dikizleyen yaşlı amcaya sevecenlikle yaklaşması sevimli. Ayrıca Memduh Ün ile birlikte kısacık bir sahnede gözükmesi de Seviştiğimiz Günler’in artıları arasında.

GENÇLİK HÜLYALARI, 1962
Y: Halit Refiğ, S: Sadık Şendil, E: Franois Coppé, K: Ali Uğur, O: Göksel Arsoy, Nilüfer Aydan, Pervin Par, Kenan Pars, Reha Yurdakul, Erol Taş, Hüseyin Baradan, Necdet Tosun, Atilla Engin, Suzan Avcı, Yapımcı: Ertem Eğilmez, Nahit Ataman (Efe Film)
François Coppé’nin Suçlu başlıklı romanından uyarlanan ve bir Mısır ya da Hint filmine malzeme sunduğuna adım kadar emin olduğum Gençlik Hülyaları benzeş filimlerin taşıdığı tüm arızaları taşıyor. Hem de fazlasıyla! Oysa uyarlamayı yapanın Sadık Şendil gibi dramatik yapıları avucunun içi gibi bilen bir senarist olması, yapımcı koltuğunda da ilerleyen yıllarda usta bir yönetmen kimliğiyle sinemamıza sayısız önemli filim hediye edecek olan, cinin cini Ertem Eğilmez’in oturması hayret veriyor!
Gençlik Hülyaları belli ki yüklü bir romanın özeti. Bu nedenle içindeki bölümler çok hızlı geçiyor, aslında yığınla öyküyü barındıran bu bölümlerin süratle geçişi de güdüklük duygusu uyandırıyor. İlkin sevdiği erkekle birleşemeyen talihsiz kadının sonu bir trafik kazasıyla biten acıklı hikayesini ve Fikret isimli oğlunun sokakta kalışını izliyoruz.
İkinci öykü ise kadını terk eden erkeğe ait. Adam babasının dayatmasıyla ailenin seçtiği kadınla evlenerek hukuk öğrenimini tamamlıyor ve savcı oluyor. Öte yandan da savcının kankası Suphi’nin öyküsünü izliyoruz. Adamın bir fabrikası var, durumu yerinde yani. Güzel ve iyi yürekli kızıyla mutlu bir yaşam sürmekte.
Yaşamının önemli bir kısmı hapiste geçen Fikret serbest kalınca, Suphi’nin fabrikasına giriyor, kızıyla mercimeği fırına verir gibi oluyor. Nişanlanıyorlar.
İşlerin karışması gerektiği için karışıyor tabii. Bu tatsızlık da Fikret’in sokak çocuğu olduğu günlerdeki kankası Hüseyin aracılığıyla gerçekleşiyor. Olayların arap saçına dönüşü ise Fikret’in kavgaya tutuştuğu Hüseyin’i meşru müdafa yaparken öldürmesiyle oluyor.
Aslında Fikret’in babası olan savcı oğlunu ölüme göndermek istiyor ama finalde olaylara tanık olan Hüseyin’in sevgilisi neyse gerçekleri itiraf ediyor da mutlu sonla noktalanıyor Gençlik Hülyaları.
Refiğ ve Şendil ikilisi ilkin Fikret’i idama göndermeye pek hevesli olan kadının neden son anda gerçekleri söylediğini bize açıklamadıkları için final havada kalmış; Göksel Arsoy’un sokaklardan büyümüş biri izlenimi vermemesi de bir başka tatsızlığı filmin. Oysa Nilüfer Aydan güzelliğiyle ışıl ışıl. Kenan Pars, Reha Yurdakul ve Erol Taş da epey sahici gözükmüşler.
İlk iki filmiyle umut verici bir başlangıç yapan genç yönetmenin üçüncü filmi bayağı bir hayal kırıklığı doğrusu.

ŞEHİRDEKİ YABANCI, 1963
Y: Halit Refiğ, S: Vedat Türkali, Halit Refiğ, K: Çetin Gürtop, O: Göksel Arsoy, Nilüfer Aydan, Reha Yurdakul, Erol Taş, Ali Şen, Talat Gözbak, Hasan Ceylan, Abdullah Ataç, Orhan Çubukçu, İclal Genç, Nusret Özkaya, Yapımcı: Nusret İkbal (Be-Ya Film)
Refiğ Uğur Film ve Eğilmez/Ataman ortaklığına çektiği filimlerle dönemin önemli yapımlara imzasını atan şirketi Be-Ya Film’in dikkatini çekmiş olmalıydı. Nusret İkbal için gerçekleştirdiği Şehirdeki Yabancı toplumsal sorunlara eğildiği ilk önemli yapıtı oldu böylece. Filmin 1963 Moskova Şenliği’ne katılan ilk yerli çalışma olması bu bağlamda önem taşıyor.
Refiğ’in kendisiyle düşünsel özellikleri hiç de bağdaşmayan Türkali’yle aynı çerçevede birleşmesi aslında ilginç (Türkali yine Ulusal Sinema kavgası içinde saf tutan Ertem Göreç ve Atıf Yılmaz ile de güç birliğine girişecekti bu arada).
Refiğ bir aydın tiplemesi sunmuş öncelikle. Bu emekçi bir aileden gelen, güç koşullarda İngiltere’de maden mühendisliği okuyan, sonra dönüp Zonguldak’ta çalışmaya koyulan bir genç. Aydın ismini manalı şekilde taşıyor. Aydın’ın Zonguldak serüveni gericilerle çatışmasıyla, yani dini siyasete alet eden üç kaatçı siyasetçilerle, fırsatçı iş adamlarıyla, kentin yönetici sınıflarının borazanlığını yapan gazetecilerle olan dalaşıyla geçiyor. Tabii özellikle hikayenin ikinci yarısından sonra ağırlık taşıyan bir aşk da renklendiriyor öyküyü.
Refiğ’in ilk filmine başlık koyduğu Yasak Aşk unsuru burada da temel izlek olarak karşımızda. Çünkü kendisini okutan, büyüten, ona babasını kaybettiğinde kol kanat geren, Selami’yi Aydın’ın çocukluk aşkı Gönül’le yaşamını birleştirmiş görüyoruz. Daha da kötüsü Gönül’ün bu evlilikte hırpalanması, hem kocası, hem kaynanası, hem de üvey oğlu tarafından sürekli aşağılanması, adam yerine koyulmaması!
Yasak aşk ise Aydın’ın doğduğu yerlere dönüşüyle alevleniyor haliyle. Mutlu sonda ise gericilerin linç etmeye çalıştığı Gönül, yeni doğurduğu kundaktaki kızı ve Aydın’la olan çatışmada Selami’nin ölümü ile resmiyet kazanıyor.
Refiğ’in yarattığı tiplerin abartılı oluşu (Selami’nin maçoluğundaki sınırsızlık, oğlunun sapıklığı, çizilen kaynana tipinin sevimsizliği), kentin gerici tayfasının ve onlara yardakçılık eden ayak takımının kartonluğu yönetmenin iyi niyetli çabasına köstek oluyor.
Özellikle bir kazada oğlunu kaybeden Selami’nin, annesinin de kışkırtmalarıyla Gönül ve kızını öldürmeye kalkışması, Amma abarttın be Halit Abi, dedirtiyor.
Şehirdeki Yabancı bugün ne yazık ki içerdiği melodram kalıplarının ilerleyen sahnelerde yoğunlaşmasıyla bitip tükenmiş bir film gibi gözüküyor gözlerimize. Tabii hem duygusal, hem de neşeli sahnelerde iyi bir oyun tutturan Nilüfer Aydan güzelliğiyle dikkat çekiyor, Reha Yurdakul, Ali Şen, Talat Gözbak ve özellikle kaynanada çok sahici gözüken İclal Genç varlıklarıyla kötüler cephesinde, madencilerin en deneyimlisi olan Erol Taş da iyiler cephesinde ışıldıyorlar.

ŞAFAK BEKÇİLERİ, 1963
Y: Halit Refiğ, S: Halit Refiğ, Sadık Şendil, Bülent Oran, K: Kenan Kurt, O: Göksel Arsoy, Leyla Sayar, Nilüfer Aydan, Ahmet Tarık Tekçe, Hüseyin Baradan, Ekrem Bora, Mümtaz Ener, Sami Hazinses, Necdet Tosun, Yapımcı: Göksel Arsoy (Göksel Film)
Refiğ Gençlik Hülyaları ve Şehirdeki Yabancı’da başrolde oynattığı, dönemin Altın Çocuk lakaplı Arsoy’un yapımcılığında çekti beşinci filmi Şafak Bekçileri’ni.
Refiğ’in ana izlekleri ilk dört filimdeki gibiydi. Öykünün içinde gerici bir ideolojiyle beslenen eşraftan tiplerle 27 Mayıs İhtilali’ni birkaç sene öncesinde gerçekleştiren, Atatürk ideolojisini savunan ilericilerin, yani memleketi aydınlatma sevdasındaki aydınlarla insanca bütün değerlere düşman örümcek kafaların çatışması ve bu çatışmayı yaşayan kahramanların arasına yerleştirilen ve dramatik yoğunluğa hizmet eden kadın-erkek ilişkileri.
Hikayenin başında Üsteğmen Göksel’i tanıyoruz. Bir uçuş esnasında büyük bir tehlike atlatıyor üsteğmen, sonra yakın arkadaşı Teğmen Bora ile İstanbul’a izinli geliyor. Burada Zeynep isimli bir kızla tanışıyor. Refiğ’in hikayeye çatışma kattığı yer işte burası. Çünkü yaşanan bir günlük ilişkiden sonra Göksel Eskişehir’e döndüğünde, yörenin ağası olan, siyasi ilişkilerde gerici sağ parti yöneticileriyle de et-tırnak misali birleşmiş Kudret Ağa’nın kızıyla yeniden yolu kesişiyor.
İstanbul’da başlayan aşk yeniden yeşilleniyor haliyle. Bu nedenle kızın sözlüsüyle olan ilişkisi de bitiyor. Ancak Kudret Ağa Göksel’in ordudan ayrılıp çiftlik yönetimini ele almasını şart koşuyor. İlkin he diyen Göksel daha sonra görev bilinciyle, tehlikeli bir uçuşu kabulleniyor, finalde de her şeye evet diyen, zengin kızı kimliğini sürdürmektense öğretmen olmaya, öğrencileri eğitmeye karar veren Zeynep ile birleşiyor.
Refiğ’in kurduğu aşk üçgeni bu kez iki kadın, bir erkekten oluşuyor. Kadınlardan birinin Göksel’in iyi anlaştığı, ordunun içinden olması merak unsurunu gıdıklıyor, son anda çözülüyor düğüm.
Refiğ bu aşk üçgenine eklediklerini ise bir jet pilotunun hava kuvetlerindeki yaşantısı, yapılan günlük çalışma ve geyikler, subayların memleket meseleleri karşısındaki bilinçli tutumu, ortaçağları anımsatan derebeylik düzenine duydukları tepki diye sıralayayım.
Refiğ iyi niyetli ama epey şematik bir filim çekmiş, üstelik de heyecan yaratmak amaçlı kullandığı kaza sahnelerinde ne yazık ki epey acemi kalmış.