ERTEM EĞİLMEZ SİNEMASI 1967-1969

SÜRTÜĞÜN KIZI, 1967
Y: Ertem Eğilmez, S: Sadık Şendil, K: Kritonİlyadis, M: Metin Bükey, O: Fatma Girik, Münir Özkul, Önder Somer, Sevda Nur, Tugay Toksöz, Suna Selen, Güzin Özipek, Zuhal Üstüntaş, İhsan Yüce, Zeki Alpan, Faik Coşkun, Nermin Özses, Nezihe Güler, Mürvet Sim, Siyah Beyaz, Arzu Film (Ertem Eğilmez & Nahit Ataman).
Eğilmez melodramlarıyla başarıdan başarıya koşmaya devam ediyor, tabi Sadık Şendil’in kusursuz senaryolarının katkısıyla. Ve bu melodramların başarıya ulaşmasının birinci nedeni içlerinin sıcak, komik unsurlarla bezeli olması kuşkusuz. Sürtüğün Kızı da bu geleneği devam ettiriyor ve içerdiği yığınla şirinlik sayesinde acıklı finalini izlenebilir hale getirebiliyor. Yani seyirciyi hepten yıkım içinde, intiharın eşiğine sokmuyor son yazısı belirip de salonları terk ederken.
Başlık bir anda hatırlara yönetmenin 1965 senesinde çektiği ve başarısı büyük olmuş filmini getiriyor doğallıkla. Sürtük başlıklı çalışmayı. Ama sadece kelimeler benzeşiyor burada. Oyuncuların da, öykünün de hiçbir kesişir yanı yok.
Sürtüğün Kızı’nın öyküsünü özetleyeyim ilkin. Tango Suzan (Girik) bir gezici dans kumpanyasında dans eden, şarkı söyleyen bir kadın. Yaşı kemale ermiş. Kumpanyanın başı olan Çarliston Ziya (Özkul) yanık ona, senelerdir evlenmek için yanıp tutuşuyor.
Suzan vakti zamanında yana yakıla evlendiği doktor Kenan (Somer) ile yıllardır ayrı yaşıyor. Kızı Oya (Nur) hayatta en çok önem verdiği varlığı. Bir de erkek arkadaşı var kızın Erol adında (Toksöz). Evlenmek üzere iki genç. Ama oğlanın ailesi epey şekilci, böyle hafif meşrep bir kadının kızına vermek istemiyorlar değerli oğullarını. Suzan bu nedenle kendini feda edecek, kendisini terk etmesine karşın bir türlü ayrılmadığı Kenan’dan ayrılacak, doktorun hayatını, düzgün görünümlü bir kadınla (Selen) birleştirmesine izin verecek,böylece kızına, Erol’un ailesinin istediği cicilikte bir ana baba sunmasını sağlayacaktır.
Finalde Suzan’ı evlilik akşamı mutluluk içinde eğlenen davetliler ve genç çifti dışarıdan, yağmurda gözyaşlarına boğulmuş izlerken buluruz ve içimiz dağlanır.
Eğilmez bu başarılı melodramı kotarırken, Ben Bir Sokak Kadınıyım’da müthiş verim aldığı Fatma Girik’ten yine aynı başarıyı, hem de katmerleyerek sağlamış. Henüz 24 yaşını bile doldurmamış gencecik oyuncunun en az elli yaşlarında bir anne inandırıcılığına bürünmesine olanak tanımış. Girik iyibaşarmış bunu. Hem de nasıl başarmış! Makyaj bile sürmeden, sadece oyunuyla, jestleriyle, mimikleriyle becermiş yaşlıolmayı. Belki yüzü çok genç gözükmüş ama yaşı nerdeyse kendisine eşit olan Sevda Nur’un annesi olmayı on numara inanılır kılmış.
Çarliston Ziya’da da Münir Özkul oldukça dozunda bir oyunla filme gülmece duygusu katmış. Yaşlılık makyajı Önder Somer’de epey sırıtmış ama görmezlikten gelelim bunu. Sevda Nur saf görüntüsüyle bence kız rolünde iyi durmuş. Kısa bir role sahip olmalarına karşın Nuriye-Huriye kardeşlerde Güzin Özipek ve aynı zamanda da filmin yönetmen asistanı Zuhal Üstüntaş bir şirinlik yaratmayı bilmişler. Bir başka düzgün oyunculuk da yalın yorumuyla güzeller güzeli Suna Selen’den gelmiş.
Filmin başka bir artısı kuşkusuz kameraman Kriton İlyadis’in görüntüleri. Cam gibi keskin resimler elde etmiş Kriton usta. Bütün çektiği sahneleri gerçekten de özene bezene resimlemiş, büyük bir görsellik katmış filmin tamamına.
Bir de belgesel değeri taşıyan bir yanı var filmin. O da sonlara doğru avukat rolü üstlenerek beyaz perdeyi dalyan gibi boyuyla dolduran büyük yönetmen Natuk Baytan. Bu ikinci görünüşü Ertem Eğilmez filmlerinde. Herhalde iyi arkadaşlarmış ikisi!

YAŞLI GÖZLER, 1967
Y: Ertem Eğilmez, S: Sadık Şendil, K: Kritonİlyadis, O: Yıldız Kenter, Cüneyt Gökçer, Önder Somer, Münir Özkul, Nedret Güvenç, Tolga Tiğin, Mualla Fırat, Funda Postacı, Rıza Tüzün, Senih Orkan, Talat Gözbak, Suzan Uztan, Suphi Tekniker, Zafer Önen, Kayhan Yıldızoğlu, Faik Coşkun, Siyah Beyaz, Arzu Film (Ertem Eğilmez & Nahit Ataman).
Eğilmez verimli 1967 senesinde bu kez gözyaşları akıttırmak, mendilleri sırılsıklam yapmak için ihtiyarlık izleğini seçmiş. Konu aslında çok önemli tabi. Batı’nın bile olanca sosyal güvenlik yasalarına, sosyal kurumlarına karşın bütünüyle çözemediği, hepimizin önünde buzdan bir dağ gibi duran, hakkında ikiyüzlülüklerin en büyüğünü sürekli yapıp durduğumuz bir dert bu. İhtiyarlık sorunu, ihtiyarların sorunu.
Ana soru şu: ihtiyarları ne yapacağız? Onlara elden ayaktan düştüklerinde, zihinsel yetilerini yitirdiklerinde nasıl işlemler uygulamalıyız? Yaşlıların toplumsal yaşamdaki yerleri nasıl ve nerede olmalı? Yaşlıların sosyal yaşama uyumları mümkün mü? Sorular sonsuza kadar çoğaltılabilir kuşkusuz ama yanıtların sınıfsal, yöresel, ekonomik koşullara göre değişeceği de apaçık meydanda.
Eğilmez konuya daha çok Doğu toplumlarının merceğinden bakmış. Bu bağlamda filmin 1967 senesinin bakış açısını taşıdığını kolayca kesinleyebiliriz. Ama özellikle iki başoyuncusunun inandırıcı ve sağlam oyunlarıyla belli bir seyirlik zevki veriyor Yaşlı Gözler. Hatta etkileyici olmayı bile başarıyor.
Kabaca öykü şu. Maddi zorluklar içine giren yaşlı bir çift (Kenter ve Gökçer) evlerini bir bankaya kaptırıyorlar. Ve çocuklarının yanlarına sığınmak zorunda kalıyorlar. Çocukların bazıları onları tek tek kabulleniyor ama evlerde sayısız sorun çıkıyor yaşlılar yüzünden.
Eğilmez bu çok bilindik öyküyü anlatırken nedense hep nankör evlat, fedakar ana baba şablonuna sığınmış. Yani bir yanda ana baba var, onlar sayısız zorlukla mücadele ederek çocuklarını büyütmüş, adam etmişler, oysa onca çocuk ana babalarına doğru düzgün bakamıyor.
Filmde ana baba, özellikle de anne, melek görünümünde yeryüzünü adımlarken, hem çocuklar, hem eşler, hem de torunlar olumsuz özellikleriyle var oluyorlar. Eğilmez neyse ki hem Ümran, hem de Ferit’e çeşitli kusurlar eklemiş de (söz gelimi kadının gevezeliği, patavatsızlığı, adamın zaman zaman huysuzluk etmesi) film tamamen bir şablona, gerçekdışılığa dönüşmemiş.
Eğilmez’in hatası evrensel bir ikilemi sanki çözümü çok basit bir sorunmuş gibi sunması ve çocukların ana babaya karşı olumsuz davranışlarını vurgulayarak ucuz bir dramatik gerilim yaratması. Aslında Eğilmez gerçekçiliğe kayıp çocukları düzgün ve özverili kişiler olarak çizse ve dese ki, Bu çocuklar iyi bile olsalar, anneler ve babalarla sayısız sorun yaşanacaktı. Bu evrensel bir ikilemdir. İşte Eğilmez böyle deseydi, böyle deme cesaretini gösterseydi, o zaman bence bu oyunculuk düzeyi ve filmin biçimsel olgunluğuyla ortaya alkışlanacak bir yapıt çıkabilirmiş belki. Ama kolaycılığa kaçmış yönetmenimiz ve seyircinin hoşuna gitmeye çabalamış. Kötü evlatları günah keçisi ilan edip, nankörler diye ıslık çaldırmış, yuhalatmış seyirciye.
Gelelim olumlu noktalara. Kenter daha kırk yaşlarında bile değil ama seksenlik bir anneyi çok başarılı canlandırmış, hele finaldeki oyunu göz yaşartıcı. Aynı şeyi Gökçer için de söyleyebiliriz, o da en az otuz yaş yaşlanmayı bilmiş, hem de makyajsız. İkilinin sahneleri oldukça gerçekçi olmuş, filmin artıları arasına girmiş.
Çocuklar ve gelinlerde de yine bir inandırıcılık göz çarpıyor. Nedret Güvenç de, Mualla Fırat da, Önder Somer de, ötekiler de ellerinden geleni yapıyorlar. Münir Özkul da canlandırdığı küçücük sahaf rolünde şahane oynamış, oldukça akıllarda kalmayı başarıyor son yazısı belirdiğinde.
Filmin en büyük artısı ise hiç kuşkusuz muhteşem görüntüleriyle Kriton İlyadis. Kriton ustanın siyah beyaz lezzeti gerçekten de üstünden elli yıl geçse de tazeliğini, diriliğini koruyor. Alkışların en büyüğü ona!

ÖMRE BEDEL KIZ, 1967
Y: Ertem Eğilmez, S: Sadık Şendil, K: Kritonİlyadis, O: Kartal Tibet, Fatma Girik, Erkut Taçkın, Semiramis Pekkan, Papatya Alkaya, Oya Peri, İhsan Yüce, Birsen Ayda, Yüksel Alkaya, Refik Kemal Arduman, Kayhan Yıldızoğlu, Nezihe Güler, Siyah Beyaz, Arzu Film (Ertem Eğilmez & Nahit Ataman).
Eğilmez Kart Horoz’un 1965’teki hezimetinden sonra yeniden komedi ringlerine dönüyor Ömre Bedel Kız ile. Sadık Şendil’in senaryosu sanki bir Fransız vodvilinden alınmış gibi. Sayısız rastlantı, karşılaşma, öykünün akıl ve mantık kurallarını hiçe sayarak bir yerden başka bir yere savrulması ve bu tesadüflerin gülmece doğurması Fransız bulvar tiyatrosu örneklerini hatırlatıyor.
Eğilmez bu kez daha avantajlı çıkmış ringe. Bir kere vurdulu kırdılı filmlerden, dramların en koyusuna, komedilerden tarihi filmlere kadar, üstlendiği her türlü rolü hem aldığı tiyatro eğitimi, hem de bedensel becerileriyle başarıyla kotaran Kartal Tibet’i seçmiş başrole. Vedat’ın (Tibet) beceriksizlikleri, sakarlıkları, kıskanç nişanlısıyla (Pekkan) yaşadığı komik sahneler Tibet’i zorlamış belki çünkü bir İzzet Günay ya da bir Ediz Hun değil o ama yine de yakışmış role.
Eğilmez’in ikinci kozu Fatma Girik olmuş. Genç oyuncu hem hizmetçide, hem sekreterde, hem de şuh sevgili rolünde hakkını vermiş canlandırdığı kişiliklerin. Dahası Girik’in komediler için yaratılmış bir oyuncu olduğu gerçeği fışkırıyor perdeden. Bedenini de çok iyi kullanıyorüstelik, çok atik, hayli çevik.
Dönemin ünlü rock şarkıcısı, özellikle de Durul Gence topluluklarında ortalığı kasıp kavuran Erkut Taçkın için de olumlu şeyler söylemek gerekiyor. Sinema yaşamına 1967 senesinde çektiği iki filmle (Feyzi Tuna’nın yönettiği Devlerin İntikamı öteki filmi) başlayan ve sinema yaşantısını bu iki filmle noktalayan şarkıcı herhalde Yeşilçam’ın zor koşullarından hemen bezmiş olmalıydı. Oysa Taçkın filmde çok rahat oynamış çapkın genci. Hiç abartıya kaçmamış, bu kişilikle neredeyse tıpa tıp örtüşmüş, sevimlilik yaratmayı bilmiş.
Eğilmez’in kullandığı vamp kadınlar da cuk oturmuş filme. Oya Peri, Papatya Alkaya, Birsen Ayda perdeyi iyi doldurmuşlar dişilikleriyle, etki alanı yaratmayı başarmışlar. Kıskanç nişanlıda da Semiramis Pekkan yine ölçülü ve inandırıcı bir oyun sergilemiş.
Sonuçta Ömre Bedel Kız sabun köpüğü gibi bir film olmuş, sadece eğlendirmeyi, güldürmese bile gülümsetmeyi hedeflemiş ve bence hedefine de ulaşmış. Dahası Kart Horoz’dan sonra olasılıkla bir daha komedi film çekmem diye yemin eden yönetmeni sözünden, yemininden döndürmüş olmalı.

ÖLÜNCEYE KADAR, 1967
Y: Ertem Eğilmez, S: Bülent Oran, K: Kenan Kurt, O: Kartal Tibet, Selda Alkor, Semiramis Pekkan, Tanju Gürsu, İlhan Hemşeri, Funda Postacı, Münir Özkul, Nuri Ergün, Talia Saltı, Orhan Çoban, Renkli, Akün Film (İrfan Ünal)
1964 senesinde yönetmenliğe başlayan Eğilmez’in Erman Film’e yapmış olduğu iki çalışmadan sonra, ‘dışarıya’ yaptığı üçüncü film bu. Dönemin baba şirketi Akün Film üstlenmiş yapımcılığı. Ayrıca ilk kez Eğilmez’i sadık yâri Sadık Şendil’in senaryosundan ayrı düşmüş görüyoruz.
Memduh Ün anılarında şöyle der. ‘’Ellili yıllarda filmlerin iş yapması için gereken unsurlar nerdeyse bir matematiksel kesinlik kazanmıştı. Parçalanan aileler, öksüz yetim kalan çocuklar, cami, ezan, kavga, dansöz, aşk gibi.’’ Altmışların ikinci yarısına gelindiğinde yeni gözde ögeler için, aşk üçgenleri, çocuk, yumruk kavga, intikam, renkli kopyalar denebilir herhalde.
Bence İrfan Ünal deneyimli senarist Bülent Oran’ı yanına çağırıp, bu ögeleri teker teker anlatmış olmalıydı kendisine. Öyle bir senaryo yaz ki bütün bunları abartıyla kullan ve hasılat rekorları kıralım, demiş olmalıydı. Ve Oran’ın eline hasılat rekorları kırmış beş saatlik bir Hint filmi sıkıştırmış olmalıydı. Ve Arzu Film’in Sürtük, Senede Bir Gün, Ben Bir Sokak Kadınıyım ve Sürtüğün Kızı gibi filmleri kapı pencere parçalatan yetenekli yönetmenini de bu tasarı için davet etmiş olmalıydı.
Bence Ertem Eğilmez ile yapımcı el sıkıştıklarında, cin yönetmenimizin aklında kuşkusuz 1966 yılında Arzu Film’de yapımcılığını yaptığı, tek kelimeyle ticari bir fiyaskoyla sonuçlanan, büyük Metin Erksan’ın Ölmeyen Aşk’ından parçalar vardı. Eğilmez de bunları filmde kullanacaktı katkı malzemesi olarak.
Eğilmez Ölmeyen Aşk’taki intikam unsurundan yola çıkmış ilkin, buna bir aşk üçgeni eklemiş, bir babalık dramını sona katmış ve akıl almaz saçmalıkta bir film üretmiş. Oran’ın senaryosu aslında Ölünceye Kadar’dan bir ‘kült film’ yaratmak için ideal ama nasılsa bu film izleyenlerin gözünden kaçmış, yönetmenin filmografisine bilinmeyen bir çalışma olarak geçmiş.
Ölmeyen Aşk’ta gururuna yenilen çiftlik kahyası Ali’yi oldukça dışavurumcu, abartılı ama öyküye çok yakışan bir abartıyla veren muhteşem Kartal Tibet bu kez rolün içi boş olduğu için bayağı zor durumlara düşmüş. Tamam, yetkin oyunculuğuyla en zorun bile altından kalkmış ama iki rol arasında dağlar kadar fark var.
Öyküyü özetlemek mümkün değil ama bir deneyeyim bunu yapmayı. Kız kardeşi (Postacı) iğfal edilen ve kötü yola düşürülen Kartal (Tibet) adamı tam haklayacakken tecavüzcü (Ergün) trenin altında kalır, ölür. Sonrasında Kartal’ı intikam için nedense tecavüzcünün babasının (Hemşeri) çiftliğinde buluruz.
Kartal çiftlikte havalar basar, kibirle dolaşır. Ağzından dirhemle laf çıkar, oldukça maço tavırlar sergiler. Niyeti aynı kötülüğü ailenin güzel kızı Sevda’ya (Pekkan) yapmaktır. Çiftlikte baba Şerifoğlu’nun yanında, kızın nişanlısı Yusuf (Gürsu) da kalmaktadır.
Beklendiği gibi Kartal kızı hemen elde eder. Yusuf kıskançlıktan gebereyazar. Bu kıskançlık ve öfke nişanlının kahramanımızı arkadan tüfekle vurmasıyla sonlanır. Kartal yaralı halde bir başka çiftliğe getirilir bir atın terkisinde ve burada Paprika Çingeneler Kraliçesi edasıyla dolaşan Elvan (Alkor) ile karşılaşır. Aralarında beklendiği gibi bir aşk doğar. Böylece bir aşk üçgeni belirir önümüzde.
Sevda bırakmak istemez sevdiğini, Kartal da kızı aşağılamak için bir kasaba oteline götürüp sevişir onunla. Ve Sevda hamile kalır. Elvan ile Kartal tam birleşecekken Sevda’nın hamileliği her şeyi bozar. Bir çocuğun varlığı adamı yeniden Sevda’ya döndürür. Ama aile şerefi nedeniyle çocuk aldırılınca gerisin geri Kartal Elvan’ın yolunu tutar yeniden.
Ama gerilimli bir sahnede kadının erkek kardeşi kaza kurşunuyla ablasını vurur ve intihar eder. Her şey tuzla buz olmuştur artık. Çok sevdiği ve birlikte yaşadığı kardeşini kaybeden ve yıkılan Elvan intihar etmeye hazırlanırken, Yusuf biter yanında. Elvan da hamiledir bu arada. Kartal’dan çocuk bekler o da. Yusuf çocuğa ismini vereceğine söz verir, evlenme teklif eder. Elvan ile mutlu bir yuva kurarlar böylece.
Yusuf intikamını fazlasıyla almıştır Kartal’dan. Kartal’ın hiçbir şeyi kalmamış, onun olan her şeye Yusuf el koymuştur.
Final yıllar geçtikten sonra gerçekleşir. Çiftliğe dönen Kartal, Yusuf, Elvan ve çocuk arasında geçen gerilimli anlar sonrası yönetmen bize sevenlerin birleşeceğini hissettirir.
Eğilmez’in ilk renkli filmi bu. Bu nedenle dekor ve giysilere aşırı özenilmiş. Bu ender iyi yanlarından biri filmin. Tibet’in çabası, Gürsu’nun hem fiziği, hem de inandırıcı oyunu, Semiramis Pekkan’ın rolüne çok yakışması, Kurt’un zevkli çalışması filmin artıları. Ama Oran’ın belli ki bir Hint filmi ve Ölmeyen Aşk’ın kırıntılarından yarattığı senaryo evlere şenlik. Eğilmez külliyatının uzak ara en kötü filmlerinden biri!

NİLGÜN, 1968
Y: Ertem Eğilmez, Eser: Refik Halit Karay, S: Burhan Bolan, K: Kriton İlyadis, O: Kartal Tibet, Fatma Girik, Önder Somer, Oya Peri, Münir Özkul, Feri Cansel, İlhan Hemşeri, Mümtaz Alpaslan, Ahmet Turgutlu, Tevfik Soyurgal, Muzaffer Yenen, Ali Seyhan, Ali Ekdal, Adnan Mersinli, Arap Celal, Lütfü Engin, Ali Demir, Oktay Yavuz, Zeki Sezer, Erdoğan Seren, Orhan Çoban, Mehmet Büyükgüngör, Zülfükar Öner, Siyah Beyaz, Arzu Film (Ertem Eğilmez & Nahit Ataman).
Eğilmez şanlı 1968 senesinde bu kez yazın dünyamızın dev adlarından Refik Halit Karay’a el atmış, usta yazarın Nilgün adlı romanına.
Karay 1888-1965 seneleri arasında yaşamış bir edebiyatçımız. Galatasaray Sultanisi ve Hukuk Mektebi’nde okumuş. Maliye Nezareti’nde memur olarak çalışmış. İkinci Meşrutiyet’in ilanından sonra gazetecilikle uğraşmış. Yazıları başına bela olmuş, farklı illere sürgüne gönderilmiş. Sonrasında İstanbul’da görüyoruz yazarı. Edebiyat öğretmenliği yapıyor, Hürriyet ve İtilaf Fırkası üyesi bu günlerde. İstiklal Savaşı aleyhine yazıları kendisine yeni sürgünler getiriyor Beyrut ve Halep’te. Sonra Mustafa Kemal’e yazdığı mektupla affedilenler arasına giriyor, ülkesine dönme imkanı buluyor. İstanbul’da Aydede isimli bir mizah dergisi çıkarıyor, Anadolu’yu anlatan yapıtlarıyla yazın dünyasında görkemli bir yer ediniyor.
Nilgün yazarın 1950-52 seneleri arasında yazdığı bir roman. Koray burada bayağı kendi birikimlerinden, deneyimlerinden de yararlanmış yapıtını kotarırken. Sade bir dil kullanmış, okurla konuşur gibi yazmış. Nilgün, yapıtın kahramanı, Osmanlı hanedanından bir genç kız. Güzelliği ve gençliği aracılığıyla erkekleri çevresinde pervane etmek kızın ayırıcı özelliği. Bu gücüyle de bir yerlere gelme hevesinde. Yapıtın öteki başkişisi ise bir maceraperest olan Ömer. Yaşamı yaban ellerde geçen yakışıklı genç adam sürekli kadınlar peşinde, hayatını ise kumardaki üstün yetenekleriyle kazanıyor. Roman ikilinin yedi sene süren serüvenler sonunda bir araya gelişini bol renkli, bol manzaralı biçimde öykülüyor.
Eğilmez haliyle romanın bir karikatürünü aktarmış beyazperdeye. Nilgün’ü Nilgün yapan unsurlar, yani kızın maceralar peşinde dolaştığı yaban eller, o ülkelerin doğası, renkleri, lezzetleri, zenginlikleri, binlerce ayrıntı filmin içinde yok olmuş gitmiş. Bu Eğilmez’in suçu değil kuşkusuz. Belki bugün süper yapım bir dizide karşımıza çıkabilir bu genişlikteki öykü. Yönetmenin bir kurgu yapması, anlatabileceği şeyleri anlatması, yani sınırlı şeyleri anlatması olanaklıymış, o da bunu yapmış işte.
Bu bağlamda Nilgün romanını seven, okuyan, hayran kalan okurun filmi sevmesi elbette olası değil. Ama filme bir roman uyarlaması olarak değil de, sadece bir film olarak bakarsak karşımızda şirin bir film durduğunu söyleyebiliriz.
Sürekli oyun oynayan, sürekli yalan söyleyen, asla güvenilmez ama yaşama sevinciyle dolu, şuh, ele avuca sığmaz Nilgün’ün (Girik) fırıldaklıklarını izliyoruz Eğilmez’in filmi boyunca. Bir de ona aşık olan Ömer’in (Tibet) çaresizliklerini. Kadınları tavlamasını iyi bilen ama sonunda ava giderken avlanan genç adamın sonunda düzenlediği oyunla genç kızı elde edişi finali renklendiriyor kuşkusuz.
Eğilmez şirin bir çalışma sunmuş. Bugün bile bu şirinlik devam ediyor seyir boyunca. Girik başarılı oyunculuğuyla bir kez daha hem çekici, hem de komik olmayı bir arada başarıyor. Kartal Tibet de hem iyi yumruk sallayan, hem kumarbaz, hem de zampara Türk erkeği tiplemesinde inandırıcı ve sevimli olabiliyor.
Yan rollerde Oya Peri, Münir Özkul, Önder Somer, özellikle de gençliği ve güzelliğiyle dikkat çeken Feri Cansel filme çeşni katmayı beceriyorlar. Kriton İlyadis bir kez daha lezzetli bir siyah beyaz ziyafeti sunuyor bizlere.
Güzel kadınları filmlerine serpiştirmekte hep ustalık gösteren Eğilmez bu kez de hem dans, hem de striptiz sahnelerinde seyircinin gözünü gönlünü açmayı iyi biliyor.
Bir de ilginç bir yanı var filmin. Asistan Temel Gürsu, kamera yardımcıları Aytekin Çakmakçı ve Abdullah Gürek gibi isimler gelecekte sinemamıza değer katacakları için dikkat çekiyor. Gürsu ayrıca bir şöför rolü de üstlenerek de figürasyonda yer bulmuş kendisine. Aynı şekilde gemi güvertesinde bir an Eğilmez’i de görüyoruz filmin orta bir yerinde.

SEVEMEZ KİMSE SENİ, 1968
Y: Ertem Eğilmez, S: Burhan Bolan, K: Kritonİlyadis, M: Suat Sayın, Şarkılar: Semiramis Pekkan, Belkıs Erener, O: Hülya Koçyiğit, Kartal Tibet, Gülsüm Kamu, Önder Somer, Cahit Irgat, Nezihe Güler, İhsan Yüce, Taner Erhal, Hülya Şengül, İlhan Hemşeri, Faik Coşkun, Tuncay Torun, Özcan Yiğitmen, Siyah Beyaz, Arzu Film (Ertem Eğilmez & Nahit Ataman).
Suat Sayın’ın altmışları sallayan ve iki bin onlu yıllara kadar hızını hiç kesmeden dillerden dillere dolaşan ünlü bestesini filmine ad seçen Eğilmez çok koyu bir melodramla karşımızda. Mekanlar derli toplu, olaylar dört kişi arasında geçiyor. Bütçe en azda tutulmuş demek ki. Merak ettiğim tek şey senarist Sadık Şendil’in yerine iki filmdir senarist iskemlesinde neden Burhan Bolan’ın oturduğu.
Eğilmez melodramını aşk üstüne kurmuş, dramatik yapıyı da aşkı engelleyen oldukça sağlam bir ögeye dayandırmış. Bu nedenle finaldeki çözülme seyirciye epey mendil ıslattırmış olmalı.
Filmin başında dört çocuk görüyoruz, ağaçlı, ormanlı bir yörede. Komşu ailelerin çocukları bunlar. İyi arkadaşlar. İki kız, iki de oğlan. Bunlar büyüyorlar ve yine birbirinden ayrılmayan, yedikleri içtikleri ayrı gitmeyen kankalara dönüşüyorlar.
Nazan’ı (Kamu) subay olan Ferit (Tibet) ile, Alev’i (Koçyiğit) ise doktor Kenan (Somer) ile flört havalarında izliyoruz. Ama bir hafta sonu tatili, av günleri Ferit ile Alev’i birbirine yaklaştıracak bundan büyük bir aşk doğuracaktır.
Dramatik çatışma Nazan’ın Ferit’i kaybedeceğini anladığında intihara kalkışmasıyla oluyor. Alev’in üstelemesiyle Ferit yeniden Nazan’a dönüyor. İkili Anadolu’ya, Merzifon’a görev yerine gidiyor, uzaklaşıyor İstanbul’dan.
Mutsuz günler geçiren Alev ise rotayı tekrar Kenan’a doğru kırdığında yaşanan bir kaza her şeyi değiştirecektir. Yağmurlu bir günde Ferit’in kullandığı araba kaza yapacak, Nazan hayatını yitirecek, kahraman subayımız ise kör olacaktır.
Finale doğru Alev, merhamet dilenmekten tiksindiği için kendisini görmeyi kabullenmeyen kör Ferit’in evine hemşire olacak girecek, allem edecek kallem edecek, adamın kalbini yumuşatacak, duygusal finalde iki seven birleşecektir.
Eğilmez filmini doğru bir eksende yürütmüş, Koçyiğit, Kamu ve Tibet üçlüsünden iyi verim almış. Kriton İlyadis’in şahane siyah beyaz görüntüleri çoğunluğu ağaçlı, dereli, denizli, kuşlu kırsal mekanlarda müthiş etkili olmuş. Filmin akışı da düzgün bence. Karşımızda bir başyapıt yok kuşkusuz ama eli yüzü düzgünce bir melodram duruyor işte. Bugün bile sıkılmadan, oflamadan, puflamadan seyredilecek bir seyirlik. Şirin bir şey!

İNGİLİZ KEMAL, 1968
Y: Ertem Eğilmez, S: Burhan Bolan, K: Kritonİlyadis, O: Kartal Tibet, Sema Özcan, Atıf Kaptan, Peri Han, Cahit Irgat, Muzaffer Tema, Süleyman Turan, Suphi Tekniker, Yılmaz Köksal, Kayhan Yıldızoğlu, Nazan Adalı, Danyal Topatan, Hüseyin Baradan, Yüksel Gözen, Tevfik Soyurgal, Muzaffer Yenen, Reşit Çıldam, İsmet Erten, Muammer Gözalan, Mustafa Yavuz, Faik Coşkun, İlhan Hemşeri, Zeki Sezer, Temel Gürsu, Siyah Beyaz, Arzu Film (Ertem Eğilmez, Nahit Ataman).
İngiliz Kemal (1887-1966), hayat hikayesini okuduğumuzda kuşkusuz irkildiğimiz, Bu kadar da olmaz helal abimize, dediğimiz yiğitlerinden birisi Osmanlı’nın, Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin. Böyle bir maceracıya, hem kafası, hem de yumrukları olağanüstü işleyen birine rastlaması gerçekten de zor bu dünyada! Bu nedenle sinemamızda birkaç İngiliz Kemal filminin olması aslında rastlantı değil. Ben kendime daha çok, Bu adamın hayatı neden bir dizi olmadı, diye soruyorum. Sadece kısacık bir döneminden, söz gelimi sayısız hapisten kaçış öyküsünden bile bilmem kaç hafta sürecek bir dizi çıkabilir çünkü.
İngiliz Kemal’in asıl adı Ahmet Esat Tomruk. İyi bir eğitim almış, Galatasaray Lisesi’nde okumuş, boks yapmış. 1908 senesinde İngiltere’ye giderek Navy College’de öğrenim görmüş. 1914’de üniversitesini bitirmiş, boksuna devam etmiş, başta Fransa olmak üzere çeşitli Avrupa ülkelerini dolaşmış. Muazzam geliştirmişmiş yabancı dilini. İngilizcenin farklı lehçelerini konuşabilir, dilediği kişiye kendini Amerikalı ya da İngiliz diye yutturabilirmiş. Bir yandan da boks yapmaya devam ediyormuş.
1914’de İstanbul’a döndüğünde Teşkilat-ı Mahsusa’ya üye olmuş ve ünlü İttihatçılardan Kara Kemal ve Dramalı Rıza Bey’den çetecilik eğitimi almış. 1918 yılında İstanbul işgal edildiğinde İngilizlerle boks karşılaşmaları yapmış, ilgi çekmiş. Başarılı maçları ilişkilerini güçlendirmiş. Ama tutuklu Türk subaylarını kurtarma çabaları nedeniyle tutuklanıp hapse konmuş. Ancak yerleştirildiği hapisanelerden kaçarak Biga’da Kuvay iMilliyeci’lere sığınan Ahmet Esat böylece Milli Mücadele’ye katılmış. Mustafa Kemal ve İsmet İnönü tarafından genelkurmayın istihbarat şubesinde görevlendirilmiş. İzmir’de Yunanlı subaylarla iyi ilişkiler kurmuş olsa da yakalanmış ve hapse atılmış. Yunanistan’a getirilmiş ancak oradan da kaçarak yurduna dönmüş. Savaş sonrası tercüman olarak çalışmış, 1932 senesine kadar hafif sıklet boks şampiyonluğu ünvanını elinde tutmuş.
Ertem Eğilmez yönetmenliğinin dördüncü yılında artık yetkinleştiğini dosta düşmana kanıtlamak için bu kez tarihi bir serüven filmine imzasını atıyor. İşin ilginç yanı dosta da, düşmana da kabul ettiriyor ustalığını. Bir Natuk Baytan, bir Osman F. Seden ya da bir Atıf Yılmaz kadar da bu işin üstesinden geleceğini gösteriyor. Ama filmi izlerken beni duygulandıran şey bu tarihi çalışmayı Eğilmez’in Arzu Film için çekmesi. Yani kendi kısıtlı bütçesiyle, işletmelerden gelen cılız sermayeyle bu dev yapımı kotarması. Dev derken elbette ülkemin koşullarını düşünüyorum. TRT eliyle gerçekleştirilen tasarıları, bunların bazılarına dökülen, sokağa atılan milyonlarca dolarları aklıma getirdiğimde Eğilmez’in bu çabasının avuçlarımız kızarana kadar alkışlanması gerektiğini söylüyorum.
Eğilmez iyi bir seyirlik çıkarmış. Bir cümlede özetlemek gerekirse Milli Mücadele’ye katılmak için İstanbul’da baş kaldıran kutsal isyancıların çabaları anlatılıyor hikaye boyunca. Eğilmez’in nerdeyse Türk Sineması’nın bütün erkek oyuncularını kullandığı filmde İngiliz Kemal’i Kartal Tibet yine başarıyla canlandırıyor. Ama bence filmin yıldızı olağanüstü güzelliği ve müthiş oyunculuğuyla Sema Özcan. Miss Herrington rolüyle o kadar sahici duruyor ki, o kadar beyazperdeye yakışıyor ki! Ayrıca Kemal’den ayrı düştüğü ve kendi askerlerinin kurşunları altında can verdiği finalde verdiği oyun hüngür hüngür gözyaşı döktüren cinsten.
Filmde yer alan oyuncular başta Cahit Irgat ve Atıf Kaptan olmak üzere rollerine oturmuşlar ama Peri Han’a da bir paragraf açmazsam bu güzel yıldıza haksızlık etmiş olacağım. İngiliz ajanı şarkıcı rolünde çok seksi, çok çekici, çok albenili. Gerçekten de perdede anaforlar yaratmasını biliyor. Peri Han’ı izlemesi büyük mutluluk.
Eğilmez nedense yine Burhan Bolan ile çalışmış ama senaryo akışlı. Çizgi roman tadında. Yönetmenin gözdesi büyük usta Kriton İlyadis ise yine muhteşem iş çıkarmış. Bulduğu açılar, cam gibi resimler, filmin görsel yetkinliği ortaya kolay ve akışlı izlenen bir film yaratıyor.

BOŞ ÇERÇEVE, 1969
Y: Ertem Eğilmez, S: Bülent Oran, K: Cahit Engin, Beste: İsmet Nedim, M: Metin Bükey, Şarkılar: Belkıs Özener, O: Hülya Koçyiğit, Kartal Tibet, Serpil Gül, Süleyman Turan, Hulusi Kentmen, NubarTerziyan, Münir Özkul, Uğur Kıvılcım, Cevat Kurtuluş, Faik Coşkun, Muammer Gözalan, Nezihe Güler, Ali Demir, Osman Han, Ekrem Dümer, Sabahat Işık, Zeki Sezer, İlhan Hemşeri, Hakkı Kıvanç, İhsan Baysal, Mehmet Büyükgüngör, Renkli, Akün Film (İrfan Ünal)
1967 senesinde Kartal Tibet’li, Selda Akkor’lu Ölünceye Kadar ile yapımcı İrfan Ünal ile yolu kesişen Eğilmez demek ki ticari başarısı iyi giden bir film yapmıştı ki iki yıl geçmeden Akün Film’e ikinci filmini çekecekti. Eğilmez bu çalışmasında da başoyuncu olarak Kartal Tibet’i kullandı. Boş Çerçeve yönetmenimizin on yedinci filmiydi ve Tibet ile yapmış olduğu dokuzuncu çalışmaydı.
Yine ilk film ile olan başka bir benzerliğin altını çizeyim; çok önemli çünkü. İrfan Ünal yine alışılagelen yapımcı tavrıyla Eğilmez’e bir ‘demir senaryo’ teslim etmiş olmalıydı. Ve bu senaryo yine Ölünceye Kadar felaketinde olduğu gibi Bülent Oran’a aitti. Ve büyük olasılıkla çok hasılat yapmış, kapı pencere kırmış bir Hint ya da Arap filmine aitti.
Şimdi eğri oturup doğru konuşmak gerekiyor. Boş Çerçeve aklımızı hayalimizi durduracak kadar abuk bir film. Filmden ciddi ciddi söz edebilmek için gerçekten de ciddi bir ciddiyet hastalığına yakalanmış olmak, akıl tutulması yaşamak zorunlu gözüküyor. Dahası filmi izleyen bir çok bilmişin, genelleme yapıp, İşte Türk filmlerini görüyorsunuz, bu kadar kepazedir bunlar, bizden iyi film çıkmaz, iyi filmleri ancak Tarkovski, Angelopoulos ya da Kubrick yapar, iyi film İstanbul Sinema Günleri’nde izlenir, ben zaten eskiden de Sinematek’e giderdim, diye gerim gerim gerinerek ahkamkestiğini görür gibiyim.Bir Yeşilçamsever olarak böyle bir filmin hem de Eğilmez gibi bir deha olduğunu düşündüğüm biri tarafından çekilmiş olması talihsizlik kuşkusuz.
Oysa filmin teknik özellikleri için kötü şeyler söyleyemeyiz. Cahit Engin güzel çekmiş filmi. Asistanları da daha sonra sinemamıza nice saygın filmler çekecek olan oğlu Erdoğan Engin ve Orhan Oğuz. Aferin Cahit Engin ustamıza, iyi yetiştirmiş asistanlarını. İyi belletmiş maharetlerini.
Boş Çerçeve sonu hazin biten bir aşkı konu ediyor. Bunun nedeni Ferit’in (Tibet) ölümcül hastalığı. Sevdiği ile bir araya gelemeyeceğini öğrenen adam, Alev (Koçyiğit) kendisinden soğusun diye olmayacak şeyler yapıyor. Sonunda öldüğünde, kız da kendini uçurumdan atarak sevdiğinin yanına gömülüyor!
Filmin özetini yapmak aslında imkansız! Gereksiz de! O kadar çok saçma sapan olay yan yana geliyor ki! Ve iç karartıcı, bayıcı olaylar öyle bir sıralanıyor ki izleyici nefes alamıyor. Kahramanın hastalığı, yapmaya kalkıştığı kötülüklerle hayattan elini eteğini çekip inzivaya kaçası geliyor insanın! Tavandaki halkaya ip atıp, ipi düğümleyip rahata eresi geliyor!