KİTAPLAR, OKUDUKÇA

“kime susuyorlar acaba?”

“boralıoğlu diğer yapıtlarında olduğu gibi bu kitabında da âdeta fısıldayarak, çok alt perdeden bir masal anlatır gibi, kavuşulamamış bir aşk hikâyesi anlatıyor. çağdaş modern bir romanın tüm unsurlarını barındıran romanı merakla ve heyecanla okunuyor”

sevgili gaye boralıoğlu’nu, ben de herkes gibi ismen biliyor, yazılarından söyleşilerinden kendisini tanıyordum. istanbul’da bulunduğum dönemlerde, gezi direnişi başta olmak üzere çeşitli olay ve etkinliklerde de zaman zaman görüyordum.
dünyadan aşağı adlı romanı yayınlandığı zaman, romana dair okuduğum bazı yazılar nedeniyle romanı merak ettim ve aldım. onun bir kitabını ilk kez okuyuşumdu. o dönemde yaşadığım dereköy’de 08/04/2019 tarihinde bu kitabını okuyup bitirdim ve okuma notlarıma kitaba dair şunları yazdım:

bu kitabın içindeki iki öykü, en baştaki “barınak” ve dördüncü öykü olan “eşyanın tarihi” iseözellikle beğendiğim ve aklımda kalan öyküler oldu. hikâyelerin hepsi bence usta işiydi, benzerşeyleri yapmaya ve yazmaya çalışan biri olarak onları dikkâtle ve biraz da öğrenme amaçlı olarak okumuş ve her birinin ardına küçük ve kısa değerlendirme notları yazmıştım.

2025 bitmeden de iletişim yayınları’nın her cuma gönderdiği, yeni kitaplar bülteninin içinde her şey normalmiş gibi‘den haberdar oldum. artık izmir’deydim ve kendisiyle şahsen tanışmasak da yakın kitabevi’ndeki bazı kitap konuşmalarında rastlaşıyor ve selâmlaşıyorduk. yazdıklarını düzenli okumaya kararlı birisi olarak bu son kitabını da hemen edindim ve okudum. bu defa kitaba dair yine okuma notlarıma yazdıklarımın bir bölümünü, bluesky platformunun izleyicisi olarak kendisine gönderdim. o notun bütünü şöyleydi:

“neden okudum: yazarını tanıyor ve yazdıklarını da hemen bulup okuyorum. bu romanının da yeni yayınlandığını öğrenince almıştım, anlattıklarını merak ettiğim için de hemen okudum.
ne anlatıyor: istanbul’da büyümüş hukuk fakültesini bitirip avukat olmuş ama hiç avukatlık yapmamış bir genç insanla, bir arkadaş grubu içinde tanıştığı diyarbakırlı genç bir kadının yaşadıkları aşklarını ve bitmiş olsa da sonraki ilişkilerini anlatan, bunu yaparken arka planda türkiye’nin bir dönemini ve güncel yaşamını, insanlarının dertlerini, eğilim ve alışkanlıklarını da ortaya koyan duyarlı, gerçekçi, içten ve yer yer ironik bir anlatıya sahip bir roman.
içerik ve biçim değerlendirmesi: boralıoğlu diğer yapıtlarında olduğu gibi bu kitabında da âdeta fısıldayarak çok alt perdeden bir masal anlatır gibi bir kavuşulamamış aşk hikâyesi anlatıyor. çağdaş modern bir romanın tüm unsurlarını barındıran bu romanı keyifle, merakla ve heyecanla okudum.
okunması öneriliyor mu, neden?: çağdaş edebiyat ve özellikle yazar kadınların yapıtlarını okumayı sevenlere öneririm.” (27.12.2025)

ona yolladığım mesajımda kendisine kitapla ilgili daha ayrıntılı bir yazı yazacağımdan da söz etmiştim. işte bu yazı da o vaadin bir sonucudur. çünkü romanı okurken birden gelen bir esinle, başına bir de ithâf ekleyerek “bana mı susuyorlar?” başlıklı bir de şiir kaleme almıştım, en azından onu paylaşırım diye düşünmüştüm.

“bana mı susuyorlar?”
sevgili gaye boralıoğlu’na
‘her şey normalmiş gibi’

sana da susuyorlar mı
bana hep susuyorlar!
herbirimiz kendi dilimizde susuyoruz aslında
saçlarımın renginden belki de
tenimin beyazlığı, kılık kıyafetim
onlardan çok farklıyım
o yüzden susuyorlar, susuyoruz!
ama zaten anlamıyorum ki ne diyorlar?
biliyorum bana demiyorlar
o zaman neden susuyorlar
belki de ben de susuyorum ondan
susuyoruz hepimiz
korkuyorum hem de çok
şimdi daha çok korkuyorum
çünkü bu suskunluk öldürecek hepimizi
bitirecek belki de
susuyoruz yine

incecik bir çocuk sesi
bir türkü söylüyor.
sözlerini anlamıyorum
ama seviniyorum
göğsümün içinde sanki
bir kuş pır pır ediyor
ıslıkla ezgisini çalıyorum
duyuyorlar ıslığımı bana bakıyorlar
sonra konuşmaya başlıyorlar
birbirleriyle ve benimle
susmuyorlar susmuyoruz
konuşuyoruz durmadan
dilimiz damağımız kuruyor
bir bardak su istiyoruz
içimizi soğutacak yanan ateşe karşı
içiyoruz içiyoruz içiyoruz
bitmiyor susuzluğumuz suskunluğumuz
her birimiz kendi dilimizde susuyoruz
hâlâ susuyoruz, barışa, aşka, konuşmaya
29.12.2025

suskunluk ve susmak

kitapta anlatılan iki kahramandan biri olan arda, eski sevgilisinin izini bulmak için onun şehrine, bir aralar sıkça gittiğim, epeydir gidemediğim, kâdim diyarbakır’a gidiyor ve onun kuçelerini geziyor, dudağı yarık bir ‘kiro’ yla birlikte. sonra 98. sayfasında benim de kimi diyarbakır ziyaretlerimde sıkça yaşadığım ve yukarıda yazdığım şiire neden olan bir olayı anlatıyor boralıoğlu:

“sokağa attığım her adım sinirlerimi daha çok geriyor. her köşe başından bir polis çıkacak, bir cemse dolusu asker geçecek, çığlıklar duyacağım diye bekliyorum, hiçbiri olmuyor ama benim gerginliğim geçmiyor. köşe başında iki adam fısır fısır konuşuyorlar, kürtçe,anlamıyorum, yanlarından geçerken susuyorlar. bana mı susuyorlar?”

herkesin kuşkusuz susma hakkı vardır. susulması gereken yerde susmak bir ödevdir, öte yandan. ama bazen de susulmaması, konuşulması, bir şeyler söylenmesi gereken ânlar, zamanlar vardır. o zaman da konuşulmalı, bir şeyler söylenmeli, ‘mevzûya dahil olunmalıdır.

bazen de herhangi bir nedenle susmak dayatılır insana. tersini yapmak mümkün olmaz, onun için susar insan. o zaman da elbette susulmalıdır. diyarbakırlılar, ne zaman konuşulacağını, ne zaman susulacağını iyi bilir. bazen de susturur susulması gereken yerde konuşanı. bunları o gidiş gelişlerimde çokça yaşamışımdır ve iyi bilirim.

sanırım bu yüzden boralıoğlu’nun anlattığı hikâyenin temel izleklerinden birisi bu susma ve suskunluk hâli. romanın içinde yazılanlardan arda’nın çokça ve sıkça sustuğunu biliyoruz. eski sevgilisi lora’nın da. birbirlerine sustuklarını biliyoruz.
belki de bütün susanlar gibi başka yollarla, başka yöntemlerle konuşmak gerekiyor. özellikle de dil farkları, sınıf farkları, aidiyet ve gelecek farkları olanların gerçekten ve doğru konuşmaları için başka bir dil bulmaları gerekiyor. hele hele aralarında çatışmaları, savaşları ve farklılıklardan kaynaklanan olumsuzlukları varsa ve bunları gerçekten bitirmek istiyorlarsa.

yeni ve farklı bir dili ve üslubu bulmak bu noktada bence çok önemli.

arda roman boyunca bu suskunluk anlarında kimi çözümler buluyor, bu dile yönelik olarak kimi küçük buluşlar yapıyor. lora da öyle. bazen baba özlemi örneğin ortak dilin bulunması bakımından bir gerekçe oluyor. bazen içkiden ve içmekten hoşlanmak bu dilin kurulmasının tetikleyicisi oluyor. bazen de sıcak sorun, dert, varlık yokluk meselesi bunun dürteni ya da özendiricisi, motive edicisi oluyor. lora’nın yöntemleri arasında ise “masallar” bazısı gerçek olan masallar.

son olarak da aynı dertleri dert edinenelerin görebildikleri hep aynı yerde duran bulutlar. o susma anlarının hem nedeni hem de çözümü oluyor. boralıoğlu’nun yazdıklarından yola çıkarak bu susmaya ve suskunluğa bir çare bulmaya çalışmak, bunun yöntemlerini tartışmak da gerekiyor.

Arda’nın aşklarını benzettiği ve kimi koşutluklar bulduğu goethe’nin genç werther’in acıları ve onun önerdiği çözüm acaba bir yöntem olabilir mi diye düşünüyorum okurken.

örneğin “mektup yazmak”, ölümle sonuçlanması kesin olan bir kavuşamama hâline yönelik bir çözüm için. üstelik de bu gidişin her ânını anlatma açısından bir yöntem de olabilir pekâlâ?

herkes bulunduğu yerden aşkını ya da derdini anlatacağı mektuplar yazsa meselâ?
acaba bu suskunluğu aşmanın bir yolu da bu olabilir mi?

yazlar geçiyor, elbet kışlar da geçer!

belki hoş bir rastlantı, kitabı bitirdikten sonra okuduğum sevgili murathan mungan’ın “yaz geçer” şiir kitabında yer alan ve hemen her şiirseverin bildiğini sandığım “yalnız bir opera” şiirini yeniden okurken, birden aklıma, onun da sanki arda ile lora’nın aşkları ya da onlarınkine çok benzer bir aşk üzerine bu şiiri yazmış olabileceğini düşündüm. bütün aşkların birbirleriyle bağlantı ve iletişim içinde olduğunu bir yerlerde okumuştum, belki de o yüzdendir.

sevgili mungan’ın 1986-87’ye tarihlediği bu şiir düşünüldüğü ve yazıldığı zaman lora dünyada yoktu muhtemelen, arda içe küçük bir çocuk olmalıydı. ama şiirin pek çok dizesi ve bölümü sanki onların aşkını ta yıllar önce gören bilen birisinin ağzından ya da elinden yazılmıştı, ya da dediğim gibi bütün aşklar bir şekilde birbirlerinden el alıyorlardı, belki de.

ya da

şimdi biz neyiz biliyor musun?
yıkıntılar arasında yakınlarını arayan öksüz savaş çocukları
gibiyiz. umut ve korkunun hiçbir anlam taşımadığı bir dünyada
bir şey bulduğunda neyi, ne yapacağını bilemeyen çocuklar gibi.
artık hiçbir duygusunu anlayamayan çocuklar gibi
ve elbet biz de bu aşkta büyüyecek
her şeyi bir başka aşka erteleyeceğiz

işte bu roman bana bir de çok ama çok uzun zaman ertelenmiş ve hiçbir zaman gerçek vuslata erişilmemiş bir başka aşkı da anımsattı. hem de aynı coğrafyanın insanları arasında yaşanan ve onlardan birisi tarafından yaşanmış bir başka aşkı.

sevgili boralıoğlu acaba o aşktan da haberdâr mıdır diye düşündüm. çünkü lora’nın fiziksel özelliklerini çok ayrıntılı betimlememiş -kim bilir belki o da benim hissettiğim şeyi tüm okurlar yaşasınlar diye bilerek öyle yapmıştır- dolayısıyla işte o aşkın evin’ine ve onun yaptıklarına benzettim lora’yı ve yaptıklarını. daha doğrusu lora’yla ilgili anlatıları okurken hep onu anımsadım.

ona bir borcum var. yazdığım birkaç şiirin ötesinde onun bu aşkının ve sonunda da bile isteye gidişinin hikâyesini yazmak gibi bir borç. doğrusu bu borcun asıl sahiplerinin başkaları olduğunu düşünsem de, dahası kendisi genç werther gibi bu dünyadan gitmeden önce yazmaya başladığını söylediği için, ve bir gün o yazılanların bulunup birileri tarafından düzenlenip yayınlanacağını umut etsem de bu borç en azından aşklara olan umumi borcumuz nedeniyle benim de borcum sayılır.

sevgili boralıoğlu kendi adına bu borcun bir bölümünü ödeyip, üstelik arda gibi düzen tutmaz bir adamı hikâyede anlatuldığı üzere, eskilerde kalmış olsa bile aşkların bir hizaya getireceğini bize göstererek bunu yapmayı başarmış. darısı diğerlerinin başına…

kalemine yüreğine, emeğine sağlık sevgili gaye boralıoğlu… nicelerini yazacağından eminim.
ben de yazdıklarının hepsini okuyacağım.

03.01.2026

 

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir