KARİKATÜRÜN DİLİ (5): KUM SAATİ
Zaman, yaşadığımız evrendeki iki temel unsurdan biri. Değişimin ölçüsü, tüketilen ama yerine koyamadığımız, satın alamadığımız ve baş edemediğimiz bir güç. Diğeri de uzam olarak bilinen ve bizim için somutlaştığında mekân olan kavram. Mitolojiye göre kaos denilen büyük boşlukta bir gün Gaia Ana doğar. Ardından Uranus gelir evrene. Birlikteliklerinden Titan ve Titanid adı verilen altı erkek, altı kız evlatları olur. Bunlardan biri de Kronos, yani zamandır. Kendisinin de aynı sona sahip olacağını bilmesine rağmen, babasını öldüren bir çocuk olarak Kronos, nesillerin birbirini tüketmesi açısından “yıkıcı zamanın” alegorik bir temsilcisidir. Doğanın döngüsel bir zamanı vardır ve sürekli kendini tekrarlarken bizler zamanı ilerleyen bir çizgide ve tarihsel bir derinliğe oturtarak algılarız. Zamanla ilişkimiz varoluşsal sorulara neden olur.
Karikatürde zamanın temsilinde elbette en sık kullanılan metafor saatlerdir. Yine zamanı ölçmede kullandığımız kum saatleri de karikatüristlerin sevdiği metaforlardan olmuştur. Kum saatleri, dar bir boğazdan, yukarıdan aşağıya belirli bir hızda akan kumun tükenmesi suretiyle sınırlı bir zamanı ölçme aracıdır. Ters çevrilerek sürecin yeniden başlatılması mümkün olsa da çoğunlukla haznede tükenen kum, bir görüşmenin sonlandığını ya da bir yaşamın sonuna gelindiğini çağrıştırabilir.

Yazımız kum saati metafor örneklerine ayrıldı. İlk örnekle başlayalım. Karikatürist Jerzy Sowinski çizdiği bu karikatüründe sınırlı ömrümüzde bir türlü yetiremediğimiz zamanı çoğaltmanın bir yolunu bulmuş görünüyor. Kum saatinin üst haznesine tepeleme doldurduğu zamanı, dışarıya yığdığı yeni malzemeyle sürekli arttırma peşinde. Bir başka pencereden bakacak olursa zamanı iyi yönetip değerlendirerek çoğaltmanın olanaklı olduğunu düşünebiliriz. Bunu başaranlar olsa da çoğunluğun onu daha bonkörce harcadığı bir gerçek.

İkinci örneğimiz Moldovyalı çizer Dorin Damachin’den. Çizer kum saatini, birbiriyle yarışarak birinciliği kapmak uğrana savaşan insanların, kum saatinin dar boğazında sıkışıp kalmalarını eleştirmek amacıyla kullanmış. Saatin üst haznesinden tepetaklak halde aşağıya hücum etmiş ancak orada sıkışıp kalmış insanları altta bir başarı kürsüsü bekliyor. Okuyucular anımsayacaktır, bu metaforu yazı dizimizin ilkinde ele almış idik. Gerçekten çoğumuzun yaşamı önümüze konulan hedeflere ulaşmaya çalıştığımız ve bunu yaparken birbirimize girdiğimiz ve sonuçta kimseye yaramayan yarışlarla dolu. Bu iyi bilinen bir gerçek olsa da karikatürün diliyle bunu çok daha etkili hissedebiliyoruz.
Dizi başladığından bu yana kendisine yer vermek istediğim bir çizer var. Nihayet ona değinebileceğim bir fırsat çıktı.

Çizerimiz Guillermo Mordillo, kısaca Mordillo olarak bilinir. Arjantinli çizer özellikle 70’li yıllarda dünyaca ünlü bir çizer olmuştu. Mizah dolu, günlük hayatın içinden sevimli karakteri ile yarattığı renkli karakterleri büyük beğeni aldı. Çizeri 2019 yılında 89 yaşında kaybettik. Yeri geldikçe eserlerinden örneklere yer vermek istiyorum. Mordillo’nun kum saati metaforu kullandığı karikatürü, üslubu ile uyumlu, renklendirilmiş çok hoş bir çalışma.
Karikatürde kum saatinin yukarı haznesinde bir plajda şemsiyeleri altında baş başa vermiş bir çifti görüyoruz. Altlarına serdikleri kilim üzerinde sırtları bize bakacak şekilde çizilmişler. Güneş yukarıda bütün canlılığı ile ışıldıyor. Piknik sepetleri, radyo ve oyun raketleri ile tamamlanan sahnede bu huzuru farkında olmadıkları bir şey bozuyor: zamanın tükenişini temsil eden ve aşağıya akmakta olan sahilin kumu. Bu yanıyla varoluşsal sorular uyandıran bir çizim. Ne çok felsefi tartışmaya zemin olabilecek bir karikatür. Yine de bir sahilde sevdiğimizle birlikte otururken işin bu yanını düşünmeye gerek yok derim. Anın tadını çıkarmak en iyisi.

Gelecek iki karikatür büyük usta Turhan Selçuk’tan. İlk karikatüründe karikatür sanatının en çarpıcı kuralı olan ters köşeye yatırmaya ait güzel bir örnek var. Kum saati alışık olunanın tersine dik durması gerekirken yatık olarak çizilmiş. Böylelikle dikey konumda zamanın akışını, geçiciliği ve sınırlı süreyi temsil eden bu güçlü sembol, yatay konumuyla zamanın durdurulması, dondurulması veya kontrol altına alınması fikrine bir gönderme yapıyor. Kum saatinin tam ortasında, kumun iki hazneyi birleştiren dar boğazına sıkışmış ve uzanmış bir insan figürü var. Bir tür dinlenme veya durağanlık halinde. Ayakları ve başı, kum saatinin üst ve alt haznelerinin geniş kısımlarını dolduruyor. Modern yaşamda hayatın yoğun temposu, durup düşünmeye fırsat vermeyen akış her ne kadar böylesi bir uzanma fırsatı vermese de çizerin gülerken düşündürme çabası burada da devreye girmiş oluyor.

Zaman, bireyin yaşayan bedeninde izler bırakıyor. Turhan Selçuk’un ikinci karikatüründe zamanın bu acımasızlığı hicvedilmiş. Karikatürde soldaki kadın gençliği, sağdaki yaşlılığı temsil ediyor. Her iki kadında beden bir kum saatine benzetilmiş. Kendinden emin genç, uzun saçlı kadın figüründe vücudunun üst yarısını temsil eden kum saatinin üst haznesi dolu iken diğerinde alttaki hazne dolmuş görünüyor. Elleri arkaya bağlı yaşlı kadının çaresizce diğerine bakışı zamanın, güzelliğin, üretkenliğin ve cinselliğin geçiciliğini çarpıcı bir biçimde simgeliyor. Mesaj, sadece görsel sembolizm ve kompozisyon aracılığıyla aktarılmış.

Kum saati metaforunun en güzel kullanımlarından birine Ali Ulvi Ersoy’un bu karikatüründe tanık oldum. 80’li yıllarda Cumhuriyet gazetesinin ilk sayfasında çıkan karikatür beni çok etkilemişti. Ersoy karikatüründe bir kum saatinin üst haznesine başını kuma sokmuş bir deve kuşu çizmişti. Sorunlardan ve olan bitenden kaçmada en sık kullanılan savunma mekanizması olan başını kuma gömme deyişinin, bunu doğal olarak yapan deve kuşuyla bir araya getirilerek kum saatine yerleştirilmesi harika bir düşünceydi. Zamanın akışına karşı bu duyarlılık bir süre sonra kumun bitmesi ile gerçekle bizi yüzleştirse de bunu yapmaktan kaçınmıyor oluşumuz gerçekten düşündürücü.

Ersoy’un bu karikatüründen ne kadar esinlendiğimi bilmesem de o yıllarda çizdiğim bir karikatürde ben de zamanın akışını görmezden gelerek başını kuma sokan devekuşunu bir saat kadranında çizmiş ve yaşadığı acı sonu dile getirmeye çalışmıştım.

Yazıyı iyimser bir düşünceyle sona erdirelim. Son karikatürümüz Tom Toro’dan. Toro zamanın akıcılığı ve geri döndürülemezliğini kabullenmekle birlikte onunla nasıl baş edebileceğimizi bizi gülümseten bir çizimle anlatıyor. Toro’nun karikatüründe kum saatinin şimdiki anı gösteren yukarı bölümünde bir adamın toprağa ekim yapmakta olduğunu görüyoruz. Saçları yaşlı biri olduğunu gösteriyor ve bulunduğu yer zorlukla iş görmesine neden olduğu halde kucağına doldurduğu tohumları ekmekle meşgul. Belki de zamana karşı durmanın en güzel yolu. Bu yönüyle Nazım Hikmet’in “Yaşamaya Dair” şiirini çağrıştırıyor. Gelin elvedamızı bu şiirden kısa bir bölümle yapalım.
. . .Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
Yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
Hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil.
Ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için.
Yaşamak, yani ağır bastığından.
Gelecek yazıda görüşmek dileğiyle.
Yine çok güzel bir yazı. Değerli hocam, kutluyorum yürekten
1970’li yılların başlarında, henüz kum saatimiz neredeyse ağzına kadar tepeleme doluyken tanıştık Oğuz kardeşimle. Kısa pantalon giyerken. Şimdi, saçlarımız ağarmış iki eski dost, kardeş olarak kumun azaldığının farkındayız, ve her bir tanenin düşüşünü itinayla izliyoruz, belki azaldı kumlar, ama arttı farkındalığımız. Elde kalan 1/10 belki, ama farkındalık 1×10 a yükseltiyor..