KARİKATÜRÜN DİLİ (6): BİR LABİRENTTE KAYBOLMAK
Mitolojide en çok bilinen öykülerden biridir Minotor efsanesi. Deniz tanrısı Poseidon’a bir boğa kurban sözü verip bunu yerine getiremeyen Girit Kralı Minos’un başına gelenleri anlatır. Poseidon, gönderdiği güzel beyaz boğayı kurban etmek yerine
onu kendi sürüsüne katan Minos’u, karısı Pasiphae’yi lanetleyerek cezalandırır ve onu bir boğaya sırılsıklam aşık eder. Sonuçta Pasiphae ve boğadan yarı insan yarı boğa olan vahşi Minotor doğar. Başlarına bela olan azgın Minotor’u durdurmak için çaresiz
kalan kral ünlü mimar Daedalus’dan yardım ister. Bunun üzerine Daedalus, Minotor’u hapsedecek labirent adında karmaşık ve devasa bir yapı tasarlar. Minotor, bu labirentin merkezine hapsedilir. Ancak Mİnator sadece insan etiyle beslenebilmektedir ve bu durum her yıl Minotor’a kurban edilmek üzere yedi genç erkek ve yedi genç kız göndermek zorunda kalan Atinalılar tarafından bile tehdit haline dönüşür. Bu terör, Theseus adında bir gencin labirentin derinliklerine giderek onu öldürmesiyle sona
erecektir. Theseus labirentten, sevgilisi Ariadne’nin beline bağladığı ipi geriye doğru izleyerek kurtulmayı başarır.
Labirent, çıkış yolu ve hangi yöne gidileceği bilinmeyen, birbirine benzeyen dar koridorları olan, içerisine girenin çıkışını güçleştiren bir yapı türü. Mecazi anlamda içinden çıkılması zor olan soyut durum veya olaylar zinciri anlamına geliyor. Karikatür
dünyasında da sevilen bir sembol olarak sıkça kullanılır. O nedenle bu yazımızda metafor olarak karikatürde labirentin kullanımını konu edinmek istedim.
Labirent, bir bakıma yaşamın kendisini temsil eder. Doğumla başlayan yaşam yolculuğunun, belirsizlikler, engeller ve çıkmazlarla dolu olduğunu metaforlaştırır. Çıkılması zor, mantıksız kurallar ve prosedürlerle dolu bir sistemi tanımlamak için de
labirent iyi bir anlatım aracı olabilmektedir.
Kimsenin bakmadığı açılardan bakabilme ve görünenin arkasındaki çıplak gerçeği ters köşe yatırışlarla göstermede bire biri olan karikatüristlerle bir labirent gezisine hazır mıyız?

İlk örneğimiz Semih Poroy’dan geliyor. Yalın çizgileriyle hem düşündüren hem güldüren karikatürlerin ustası Poroy bu karikatüründe, bir labirentin giriş ve çıkışına koyduğu biri silah tutan diğeri teslim konumunda ellerini havaya kaldırmış iki kişinin ilişkisini labirent üzerinden gösteriyor. Teslim olmuş kişi henüz labirentin karanlık koridorlarına girmemiş olmasına rağmen, kendisini bekleyen tehditi baştan kabullenmiş görünüyor. Bu durum doğal olarak bir gülümseme yaratsa da ürpertici bir düşünce sarıyor içimizi. Ama yine de bir umut var. Dikkati bakılacak olunursa silahlı elin durduğu çıkış kapısında ikinci bir yol olduğu görülebiliyor. Son anda da olsa doğru yolu bulma şansımız var demektir. Hal böyle olunca bilinmezlikler ve karanlıklar karşısında teslim olmayı neden kabullenmeli?

Gelin şimdi Ryszard Twardoch’un bir karikatürüne göz atalım. Polonyalı çizer bir labirenti insan kitleleriyle tıka basa doldurmuş. İnsanlar hangi yöne gideceklerini bilmeden ve bunu kontrol edemeden bir sürü gibi ilerliyor. Bu nedenle bazı çıkmaz sokaklar, geri dönülemez şekilde kalabalıklarla dolmuş durumda. Toplumsal süreçlerde bireyin yüzleştiği bir gerçek bu aslında. Kalabalıklar sizi bilinmezliğin ve karanlığın korkusundan kurtarırken özgür iradenizden vazgeçmek zorunda kalabilirsiniz. Belki de bu nedenle labirent içindeki insanlar oldukça mutsuz, ruhunu kitleye teslim etmiş olmanın nihilistik bir tezahürü vurmuş yüzlerine. Çizerin çıkış kapısını göstermemiş olması da bu konudaki karamsar bakışının bir ip ucu olabilir.

Michail Zlatkovsky, karikatüründe labirent metaforunu bayrak metaforu ile buluşturmuş. En önde bayrak taşıyarak ilerleyen bir lider görünüyor. Taşıdığı bayrak geride yarattığı dalgalarla uzayıp giden bir labirente dönüşmüş. Labirent içinde, bazıları yolunu bulamamanın paniği içinde, kimileri pusuda bekliyor. İçlerinde sürünen, pes eden, anlamsız çıkışlar arayanlar var. Bir anlamda peşlerine düştükleri bir fikrin, aldatan, yanıltan, yok eden hayal kırıklığını yaşıyorlar. İnandıkları düşünceler kendileri için örülen bir labirente dönüşmüş. Lidere bakacak olursanız o geride olan bitenlerden tamamen habersiz ve kararlı bir şekilde ilerliyor.

Modern kent yaşamı yarattığı olanaklar yanı sıra insana dair çok sayıda değeri yok etmesi ve bireyi yalnızlaştırması bakımından eleştirilmeyi hak ediyor. Kentlerde ev ve dışarısı diyalektik bir zıtlık ve birliktelik içinde. Ev genellikle huzuru ve belirliliği temsil ederken dışarısı kaos, belirsizlik ve açmazlarla dolu. Kübalı çizer Ramiro Zordoya Sanchez bu durumu bir karikatürüne konu etmiş. Kent sokakları, bir başka deyişle dışarısı, labirent şeklinde betimleniyor. Ne evde ne de sokaklarda insan görünmüyor ancak bu görünüm metaforik olarak evdeki yalnız insanı, sokaktaki kaosu görmemizi engellemiyor. Kenttin doğadan koparılmış, beton bloklardan oluşan sevimsiz hali de gözlerden kaçmıyor.

Daniel Ionescu ise seçtiğimiz karikatüründe labirente doluşmuş insanlardan çıkış kapısını bulabilenlerinin halini göstermeyi hedeflemiş. Birbirini ezerek, başkalarının omuzlarını iterek ve türlü badirelerden sonra vardıkları çıkış kapısı ne yazık ki bir uçuruma açılıyor. Çıkış kapısından fırlayanlar bir uçurum boşluğunda uçmaktalar. Doğrusu bu oldukça distopik bir anlatım. Çizerin niyetini kestirmek güç olsa da asıl mesajın labirentteki insanların davranışlarını eleştirmek olduğunu düşündüm. Öyle ya, labirent benzeri içine bırakıldığımız ortamlarda dayanışma yerine rekabet ve bireysel hedeflere yönelmek bizi hem anlamsız hedeflere hem de yeni tehlikelere taşımıyor mu?

Sırada alışık olunmayan bakış açılarına sahip bir çizer var: Robert Scezowka. Yine Polonyalı bir karikatürist. Onun karikatüründe çıkış yönünü gösteren ancak dairesel yapısı nedeniyle dön dolaş aynı yerde turlatan bir labirent örneği görmekteyiz. Dar ve siyah beyaz karolarla döşeli labirent koridoru, düz ve yüksek duvarları ile bizi hep ilerliyormuşuz yanılsamasına sokuyor. Belli ki bu yöntemle çıkışı bulma şansımız yok. Bu, sorgulamadan yaşanan bir hayat gibi. O zaman tekrarlayarak sonuç alamadığımız durumlarda durup bir düşünmeye ne dersiniz? Duvarların arkasında farklı bir dünya bizi bekliyor olabilir.

Yazımızı gülümsetirken düşündüren bir başka örnekle noktalayalım. Çizerimiz Latif Demirci. O da bir karikatüründe labirent metaforundan yararlanmış. Karikatürde bir labirentin koridorlarında çıkış arayışından vazgeçip, buldukları bir boşlukta sanki bir barın kenarına ilişmiş, içki çereziyle yalnızlıklarını yaşamakta olan tipler görünüyor. Yüz ifadeleri pek de mutlu olmadıklarını düşündürüyor. Yaşam yolculuğunda bizi köşelere sıkıştıran, yolumuzu şaşırtarak çıkmazlarda yoran labirentin bir bara dönüşmesi hoş bir gülümseme yaratmıyor değil. Karikatürü izleyenler ise oradakilerden biri olabileceği duygusuyla derin düşüncelere dalıyor olsa gerek.
Labirentlerde kapana kısılmadığımız, Minotorlara yem olmadığımız ve çıkış arayışından vazgeçmeyeceğimiz bir yaşam kurmanız dileği ve gelecek yazıda buluşmak üzere hoşça kalın.
Hepsi düşündürücü, “gerçekten böyle” dedirten cinsten karikatürler ve yorumları da harika.
Ķutluyorum, daha ne söylenebilir ki…..