MERHAMETİN SERT YÜZÜ: “Kızıl Sakal”’da Tıp, Etik ve Yaşamın Savunusu

Kurosawa’nın 1965 yapımı Kızıl Sakal (Atahige) filmi Edo Dönemi ( 1603-1868) Japonya’sında yoksullar için kurulmuş bir Tıp kliniğinde geçer. Kliniğe statü ve kariyer hedefiyle gelen genç doktor Yasumoto, bu mekanda kliniğin yöneticisi Doktor Niide (Kızıl Sakal) sayesinde yoksul insanların acılarıyla yüzleşir ve zihinsel bir dönüşüm geçirir. Hollanda merkezli eğitim gören ve ilk başlarda saray hekimi olmayı amaçlayan kibirli Yasumoto, kliniğin kurallarına uymak istemez. Doktorların giydiği tek tip üniformayı giymek istemez. Kuralları çiğneyerek kendini oradan attırmaya çalışır. Orayı hapishane gibi görür. Ancak zaman içinde Kızıl Sakal’ın önemli etkisiyle kliniğin en sabırlı, uyumlu, çalışkan ve idealist bir üyesi olur. Yasumoto’nun idolü haline gelen Kızıl Sakal, sert görünüşlü ve disiplinlidir ama derin bir merhamet duygusuna sahiptir. Kızıl Sakal’a göre, adaletsiz bir dünyada disiplin ve öfke merhameti korumanın tek yoludur. Yasomuto, Kızıl Sakal’dan başarının mevkide değil vicdanda olduğunu öğrenir. Kızıl Sakal sadece bedenleri değil, ruhları da iyileştirir. Hastalarına vaka olarak değil bir insan olarak yaklaşır. Film, günümüzün mekanik ve piyasalaşmış tıp sistemine karşı dokunmanın, dinlemenin ve etik değerlerin önemine vurgu yapar. Yan karakterler öykülerini anlatırken Kızıl Sakal sessizce ve büyük bir dikkatle dinlemesi günah çıkarmaları dinleyen rahip ve bilge kişi çağrışımını akla getirir.

Edo Dönemi’nin en belirgin özelliği kapalı ülke politikasıdır. Bu dönemde Japonya dış dünyaya kapılarını kapatmış, sadece Hollanda ve Çin ile sınırlı ilişki kurulmuştur. Toplum 4 sınıfa ayrılmıştır. Samurayla (savaşçılar) en üst sınıftır. Savaşsız geçen bu dönemde bürokrata dönüşmüşlerdir. Çiftçiler: Gıdayı ürettikleri için saygı görürler ama ağır vergiler altında ezilirler. Zanaatkarlar: El emeği ile üretim yapanlar. Tüccarlar: Üretimden uzak oldukları için en alt sınıf kabul edilirler. Ancak dönemin sonunda zengin sınıf haline gelirler. Bu dönemde kültür ve sanat önemli gelişmeler göstermiştir. Filmin geçtiği Edo Dönemi’nin sonları sistemin çatırdamaya başladığı yıllardır. Bu yıllarda Samuray sınıfı yoksullaşırken, tüccarlar güçlenmiş, köylüler ise açlık sınırına gelmişlerdir. Şogun, Edo’da (bugünkü Tokyo) ülkeyi yöneten askeri liderdir. Sarayda yaşayan Şogun, filmin baş karakteri Yasumoto’nun ilk başlarda doktorluk hizmeti vermek istediğini söylediği yöneticidir.
Yasumoto’nun gerçek doktora dönüştüğü an, travma geçirmiş Otoyo adlı bir genç kızı, Kızıl Sakal’ı örnek alarak sabırla iyileştirdiği andır. Burada tıbbi bilgiden ziyade şefkat etkili olmuştur. Otoyo, Yasumoto’ya güvenir ve iyileşir. Daha sonra Otoyo, klinikteki uykusuz ve ağır çalışma koşulları sonucu hastalanan Yasumoto’nun iyileşmesine yardım eder. Evet, iyilik bulaşıcıdır. Otoyo daha sonra yoksul çocuk Chobi’ye yardımcı olur. Chobi yoksul bir ailenin en küçük üyesidir ve ailesine destek olmak için ufak tefek hırsızlıklar yapar. Chobi’ni ailesinin yoksulluğu ve çaresizliği öyle bir boyuta gelir ki bütün aile zehirli mantar yiyerek intihara kalkışır. Chobi’nin ölümle pençelenmesi esnasında kliniğin mutfağındaki kadınların geleneksel bir inançla (ölünün ruhunu geri çağırmak) kuyu başında kuyunun içine doğru Chobi’nin ismini haykırmaları kolektif çaresizliğin ve toplumsal dayanışmanın zirvesidir.

Kızıl Sakal duygularını pek dışa vurmaz, ama eylemleriyle yüksek düzeyde empati kurar. Başta Yasumoto olmak üzere diğer doktorlara rol model olur. Yasumoto’nun kibiri Kızıl Sakal’ın stoacı bilgeliği karşısında erir. Kızıl Sakal yoksulluğu, cehaleti tıptan daha önemli görür. Yoksul olmasalar, klinikteki insanların yarısının orada olmayacağını ifade eder. Yasumoto’nun dönüşümünde, Kızıl Sakal’ın yanı sıra klinikteki hastalarla empati kurması, onların kişisel öykülerini samimi bir şekilde dinlemesinin de payı olmalı. Klinikteki hastaları sefil gören, onlara üstten bakan Yasumoto, kliniğin en çok sevilen ve yardımsever hastası Sahachi’nin hayatındaki şiirsel ve trajik derinliğe şahit olunca büyük bir utanç yaşar. Sahachi, başına gelen tüm felaketlere rağmen kimseyi suçlamaz, Onun öyküsü, acıyı vakur bir şekilde kabullenmenin en uç örneğidir. Sahachi’nin tavrı, sevginin sahip olmaktan ziyade, bazen de sessizce vazgeçmek ve korumak olduğunu gösterir.
Görsellik, öykü anlatımın bir parçası olarak kullanılır. Geniş ekran (2.35:1), karakterler arasında mesafeyi ve kliniğin klostrofobik yapısını vurgulamak için ustaca kullanılır. Ön plandaki bir karakter konuşurken arka plandaki diğer karakterlerin tepkilerini net şekilde görebiliriz. Bu, izleyicinin sahnede olup biten her şeye hakim kalmasını sağlar. Kliniğin loş ışıkları yoksulluğun kasvetini yansıtırken, iyileşme anlarındaki ışığın kullanımı umudu simgeler. Rüzgarın uğultusu, kuyudaki yankılar ve sessiz sahneler karakterlerin iç dünyalarındaki fırtınaları temsil eder.
Kızıl Sakal, 1800’lerin başında yoksulların yaşadığı bir köyün tıp kliniğinde geçen olayları temel alarak insanlık, vicdan, sorumluluk, merhamet, özveri adalet, etik konularında destansı bir anlatım sunar. Hastalıkların yoksullukla ve sistemle bağını gösteren Kurosawa, gerek kliniğe kibirli bir şekilde kariyer hırsı ile gelen Yasumoto’nun radikal dönüşümünü, gerekse kliniğin şefi Kızıl Sakal’ın katı, sert ve disiplinli görünümünün ardındaki merhameti ve insan sevgisini, klinikteki hastaların trajik serüvenleri eşliğinde çok güzel gösteriyor. Hastalıkları iyileştiren şeyin sadece ilaç ve formüller değil, bir insanın başka bir insanın acısına ortak olma iradesine vurgu yapıyor. Yoksulluğun ve adaletsizliğin hüküm sürdüğü bir dünyada bile insan onurunu korumanın ve iyileştirmenin mümkün olabileceğini gösteren bir başyapıt olarak izlenmeyi ve üzerine tartışılmayı hak ediyor.