BEYAZ PERDEDEN

MERHAMETİN SERT YÜZÜ: “Kızıl Sakal”’da Tıp, Etik ve Yaşamın Savunusu

Edo Dönemi’nin en belirgin özelliği kapalı ülke politikasıdır. Bu dönemde Japonya dış dünyaya kapılarını kapatmış, sadece Hollanda ve Çin ile sınırlı ilişki kurulmuştur. Toplum 4 sınıfa ayrılmıştır. Samurayla (savaşçılar) en üst sınıftır. Savaşsız geçen bu dönemde bürokrata dönüşmüşlerdir. Çiftçiler: Gıdayı ürettikleri için saygı görürler ama ağır vergiler altında ezilirler. Zanaatkarlar: El emeği ile üretim yapanlar. Tüccarlar: Üretimden uzak oldukları için en alt sınıf kabul edilirler. Ancak dönemin sonunda zengin sınıf haline gelirler. Bu dönemde kültür ve sanat önemli gelişmeler göstermiştir. Filmin geçtiği Edo Dönemi’nin sonları sistemin çatırdamaya başladığı yıllardır. Bu yıllarda Samuray sınıfı yoksullaşırken, tüccarlar güçlenmiş, köylüler ise açlık sınırına gelmişlerdir. Şogun, Edo’da (bugünkü Tokyo) ülkeyi yöneten askeri liderdir. Sarayda yaşayan Şogun, filmin baş karakteri Yasumoto’nun ilk başlarda doktorluk hizmeti vermek istediğini söylediği yöneticidir.     

Yasumoto’nun gerçek doktora dönüştüğü an, travma geçirmiş Otoyo adlı bir genç kızı, Kızıl Sakal’ı örnek alarak sabırla iyileştirdiği andır. Burada tıbbi bilgiden ziyade şefkat etkili olmuştur. Otoyo, Yasumoto’ya güvenir ve iyileşir. Daha sonra Otoyo, klinikteki uykusuz ve ağır çalışma koşulları sonucu hastalanan Yasumoto’nun iyileşmesine yardım eder. Evet, iyilik bulaşıcıdır. Otoyo daha sonra yoksul çocuk Chobi’ye yardımcı olur. Chobi yoksul bir ailenin en küçük üyesidir ve ailesine destek olmak için ufak tefek hırsızlıklar yapar. Chobi’ni ailesinin yoksulluğu ve çaresizliği öyle bir boyuta gelir ki bütün aile zehirli mantar yiyerek intihara kalkışır. Chobi’nin ölümle pençelenmesi esnasında kliniğin mutfağındaki kadınların geleneksel bir inançla (ölünün ruhunu geri çağırmak) kuyu başında kuyunun içine doğru Chobi’nin ismini haykırmaları kolektif çaresizliğin ve toplumsal dayanışmanın zirvesidir.

Görsellik, öykü anlatımın bir parçası olarak kullanılır. Geniş ekran (2.35:1), karakterler arasında mesafeyi ve kliniğin klostrofobik yapısını vurgulamak için ustaca kullanılır. Ön plandaki bir karakter konuşurken arka plandaki diğer karakterlerin tepkilerini net şekilde görebiliriz. Bu, izleyicinin sahnede olup biten her şeye hakim kalmasını sağlar. Kliniğin loş ışıkları yoksulluğun kasvetini yansıtırken, iyileşme anlarındaki ışığın kullanımı umudu simgeler. Rüzgarın uğultusu, kuyudaki yankılar ve sessiz sahneler karakterlerin iç dünyalarındaki fırtınaları temsil eder.

Kızıl Sakal, 1800’lerin başında yoksulların yaşadığı bir köyün tıp kliniğinde geçen olayları temel alarak insanlık, vicdan, sorumluluk, merhamet, özveri adalet, etik konularında destansı bir anlatım sunar. Hastalıkların yoksullukla ve sistemle bağını gösteren Kurosawa, gerek kliniğe kibirli bir şekilde kariyer hırsı ile gelen Yasumoto’nun radikal dönüşümünü, gerekse kliniğin şefi Kızıl Sakal’ın katı, sert ve disiplinli görünümünün ardındaki merhameti ve insan sevgisini, klinikteki hastaların trajik serüvenleri eşliğinde çok güzel gösteriyor. Hastalıkları iyileştiren şeyin sadece ilaç ve formüller değil, bir insanın başka bir insanın acısına ortak olma iradesine vurgu yapıyor. Yoksulluğun ve adaletsizliğin hüküm sürdüğü bir dünyada bile insan onurunu korumanın ve iyileştirmenin mümkün olabileceğini gösteren bir başyapıt olarak izlenmeyi ve üzerine tartışılmayı hak ediyor.  

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir